Aşırı güç söylemi çoğu zaman gücün fazlalığını değil, kaygının yoğunluğunu ele verir. Venezuela üzerinden kurulan bu sert dil, ABD’nin Çin ve Rusya karşısında bastırmaya çalıştığı hegemonya krizini görünür kılıyor. Bu yazı, Trump’ın basın toplantısını politik bir performans ve bilinçdışı bir itiraf olarak ele alıyor.
Bastırılmış Kaygının Dışavurumu: Aşırı Güç Söylemi

Maduro henüz karayip denizindeyken, Trump’ın yardımcılarıyla yapmış olduğu açıklamalarda narsistik lider performansına ve büyüklük fantezisine tanıklık ettik. ABD’nin böyle bir gösteriye neden ihtiyaç duyduğunu ise Trump’ın şu cümlesi açık etti:’Amerika’nın Batı Yarımküredeki hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak”. Bu doğrudan Rusya ve Çin’e yönelik yapılmış bir açıklamaydı. Venezuela ise bu söylemde bir özne değil, hegemonik mesajın sahnesi konumundaydı.
Öte yandan, Trump’ın liderliği ve ABD ordusunun gücüne yapılan yoğun vurgu, çoğu zaman yönetimlerin krizi bastırmak için tercih ettiği bir söylem biçimidir. Dolayısıyla basın açıklamasının bilinçdışı, ABD’nin ciddi bir Çin ve Rusya kaygısı taşıdığını göstermekteydi.
Venezuela: ‘’Çocuk Ülke’’
“Venezuela’yı, halkın iyiliğini düşünmeyen başka birisinin ele geçirmesine izin veremeyiz. Bunun gerçekleşmesine izin vermeyeceğiz.”
Trump’ın “Venezuela’yı koruma” söylemi, kendisini “kurtarıcı baba” konumuna yerleştirirken, ülkeyi dışarıdan yönlendirilmesi gereken, karar verme yetisi elinden alınmış “çocuklaştırılmış bir ülke” olarak çerçeveliyor. Maduro’ya yönelik operasyon, halk iradesi adına meşrulaştırılsa da, bu dil Venezuela halkının kendi ülkesini yönetme kapasitesini baştan reddediyor. Böylece “yardım” ve “koruma”, siyasal öznenin askıya alınmasını normalleştiren paternalist bir araç hâline geliyor. Ancak asıl amaç Maduro’nun arkasındaki jeopolitik ağ olduğu anlaşılıyor.
Trump, 2017 seçim kampanyasında “rüyamızı geri kazanacağız” söylemini merkeze almıştı. Maduro’ya yönelik operasyonu anlatırken, iç ve dış politikaya seslenen bu dili bilinçli biçimde iç içe geçirdi. Venezuela bağlamında kullandığı “kontrol bizde” ve “ABD’li gençleri zehirleyemeyecekler” gibi ifadelerle, kendisini hem halkın etrafında kenetleneceği güçlü bir lider hem de Latin Amerika’yı kurtaracak figür olarak konumlandırdı. Bu performans, Trump’ın kendi adına dolaşımda olan Epstein iddiaları da dâhil olmak üzere pek çok dedikoduyu, bir “başarı” anlatısı içinde geçici olarak bastırma işlevi gördü.

Herkesin Kendini İzleniyor Hissetmesi
Foucault’ya göre iktidar, yalnızca doğrudan müdahale ederek değil; toplumun sürekli izlenme ihtimalini içselleştirmesini sağlayarak işler. Trump’ın dili de bu ihtimali üretmektedir. Bu noktada; Meksika, Rusya ve Kolombiya’ya yönelik mesajlar, klasik diplomatik uyarılar olarak değil, panoptik dış politika pratiği olarak okunmalıdır.
Küba’yı “başarısız”, İran’ı “baskıcı”, Meksika’yı “tehdit kaynağı”, Kolombiya’yı “şüpheli”, Rusya’yı ise “rakip ve tehlikeli” olarak kodlayan Trump, tek merkezli bir gözetim alanı kurmakta ve bu ülkeleri fiilen cezalandırmaya başvurmadan davranışlarını düzenlemeye zorlamaktadır. Bu söylemde, hangi ülkenin ne zaman doğrudan hedef alınacağı belirsizdir; tam da bu noktada belirsizlik, yarattığı kaygı aracılığıyla bir denetim mekanizması olarak işlemektedir.


