Yazar: Caner Özdemir – Psikolog ve Aile Danışmanı
ÖZET
Bu makale, deprem sonrası kaybolan çocuklar meselesini yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, kolektif travma ve kurumsal güven krizi bağlamında ele almaktadır. Donald Trump döneminde yeniden gündeme gelen Jeffrey Epstein dosyalarının yarattığı küresel güvensizlik atmosferi ile afet dönemlerinde ortaya çıkan “kayıp çocuk” tartışmaları arasındaki psikososyal paralellik incelenmektedir.

GİRİŞ
Donald Trump iktidarıyla birlikte Jeffrey Epstein dosyalarının yeniden kamuoyunun gündemine taşınması, yalnızca geçmişe dönük bir skandal tartışması değildir. Bu belgeler etrafında dönen tartışmalar; güç, elit ağları, cezasızlık ve devlet kurumlarına duyulan güven gibi çok daha derin meseleleri yeniden görünür kılmıştır. Tam da bu noktada, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan büyük afetlerin ardından kaybolan çocuklara ilişkin iddialar ve vakalar da daha geniş bir güvensizlik atmosferi içinde ele alınmaya başlanmıştır. Ancak mesele yalnızca “kayıp çocuk meselesi” ya da bir ailenin trajedisi değildir. Aynı zamanda; kurumsal güven, kriz yönetimi ve demokratik şeffaflık meselesidir.
Kaybın Sosyal Psikolojisi
Büyük ölçekli depremler yalnızca binaları yıkmaz; toplumsal düzeni ve kamusal denetim mekanizmalarını da zayıflatır. Afet anında idari birimler doğal olarak arama-kurtarma, barınma ve gıda temini gibi acil ihtiyaçlara odaklanır. Ailelerin birbirinden kopması ve geçici barınma alanlarında denetimin zayıflaması, çocukların istismar, kaçırılma ya da cinsel şiddet gibi risklerle karşı karşıya kalma ihtimalini artırır. Bu durum yalnızca fiziksel değil, uzun vadeli ve derin ruhsal yıkımlara da yol açar (Unicef, 2023).
Özellikle ‘’Çocuğun yerini kim biliyor? Kim Sorumlu?’’ soruları cevapsız kaldıkça, travma çocuğun ailesinden çıkar ve toplumsal olarak yaşanır. Korku, endişe ve tükenme gündelik hayatın olağan bir unsuruna dönüşür. Anksiyete ve depresif belirtiler artış gösterir; geniş kesimler Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) riskiyle karşılaşır (Bozkurt, 2023).
Türkiye’nin Kahramanmaraş depreminin yaralarını sarmaya çalıştığı bir dönemde gündeme gelen Epstein Belgeleri, afet döneminde kaybolan çocukları gündeme getirdi. Bu durum oldukça olağandır. Çünkü toplum gerçek bilgiye erişemediğinde, ‘’küresel çocuk kaçakçılığı’’ gibi zihinsel olarak en karanlık olasılıklara yönelir. Bu bir komplo üretimi değil, güvensizliğin psikolojik bir sonucudur.
Diğer yandan, ‘’çocuklar nerede?’’ sorusuna ‘’neden kimse bilmiyor?’’ sorusunu da içerir. Devletin koruyucu rolü gözden kaybolduğunda, toplum gerçeklerden çok ihtimallere tutunur. Ve bu tutunma hali, travmanın en ağır biçimlerinden biridir.

Ritüelleşmeyen Yas
Afetler nedeniyle yaşanan kayıpların ardından yas tutmak son derece insani bir tepkidir. Bu süreçte bireyler; seslere aşırı duyarlılık, konfüzyon, öfke ve ağlama gibi tepkiler gösterebilir. Bunlar, yas sürecinin doğal seyri içinde ortaya çıkması beklenen durumlardır (Bildik T, 2013). Ancak çocuğun kaybolduğu haberiyle başlayan belirsizlik süreci, ölüm haberine kıyasla kimi zaman ondan daha ağır yaşanabilmektedir.
Örneğin, 2024 yılında Diyarbakır’da yaşanan Narin Güran cinayetinde yaşadığımız gibi, çocukların kaybolduğu süreçte toplum bir belirsizliğin içine düşer. Çocuğun sağ bulunacağı umuduna korkular da eşlik eder. Öldüğüne dair bir haber alınamazsa; mezar, tören, vedalaşma gibi ritüeller de olmaz.Ve ritüelleşmeyen yas, toplumsal hafızada donmuş bir acıya dönüşür. Bu durumda, ertelenen yas yalnızca aileler için değil tüm toplum için ruhsal bir çöküştür.
Çocuk Haklarını Önceleyen Bir Deprem Yönetimini Düşünmek
Depremler, yalnızca fiziksel yıkıma yol açan doğal olaylar değil, aynı zamanda toplumlar için kolektif bir yüzleşme anıdır. İnsanların doğa karşısındaki kırılganlığını ortaya koyarken, içinde yaşanılan siyasal, ekonomik ve kurumsal düzeni de sorgulama zemini oluşturur.
Bu afetler, sistemin insan yaşamını ne ölçüde öncelediğini ve devletin risk yönetiminde ne kadar etkin olduğunu görünür kılar. Böylece deprem, hem doğa karşısındaki savunmasızlığımızı hatırlatan hem de toplumsal düzenin insan hayatını koruma kapasitesini sınayan bir olgu niteliği taşır. Bu noktada çocuklar, depremlerin en savunmasız grubunu oluşturmaktadır. Ebeveynlerini kaybetmeleri, evlerini yitirmeleri ve depremin kaotik ortamı, onları küresel çocuk kaçakçılığı için kolay hedef haline gelmektedir (Özarslan, 2025).
Bu yüzden, bir deprem bölgesi olan ve özellikle İstanbul için büyük bir depremin beklendiği ülkemizde çocuk haklarını önceleyen bir afet yönetimini inşa etmek, toplumsal huzur açısından büyük bir önem taşımaktadır.
Bunları sıralayacak olursak (Unicef, 2023):

1 – Çocuklar için giysi, bebek ürünleri ve ergen kız çocukları için menstrual hijyen ürünleri öncelikli ihtiyaçlar arasındadır.
2 – Yaralanan çocukların bir kısmı tekerlekli sandalye, işitme cihazı, ortopedik cihazlar gibi özel tıbbi desteğe ihtiyaç duyabilir.
3 – Malzeme yardımının yanında çocukların normalleşme ve güvende hissetme ihtiyacını karşılayacak güvenli alanlara ve psikososyal desteğe ihtiyacı vardır.
4 – Afet sırasında çocuklar ailelerinden ayrılabilir, bakım verenlerini kaybedebilir; bu da korunma ihtiyacını artırır.
5 – Afet sırasında veya hemen sonrasında evlat edinme yapılmamalı; çocuğun yakını hayatta kabul edilerek öncelik aile izleme, aile birleştirme ve aile temelli alternatif bakıma verilmelidir (çocuğun yüksek yararı esastır).
SONUÇ
Epstein belgeleri, küresel çocuk kaçakçılığının hafife alınamayacak ölçekte ve örgütlü bir güç olduğunu gözler önüne serdi. Özellikle savaşlar ve afetler, bu karanlık yapılar için elverişli zeminler oluşturmaktadır. Ancak çocuk haklarını merkeze alan bir deprem yönetimi, afet anında değil, çok daha öncesinde planlanmalıdır. En önemlisi ise deprem yönetmeliğine uygun, güvenli yapılar inşa etmek ve olası yıkımı en baştan önlemek, aynı zamanda çocuğun fiziksel ve ruhsal iyilik hâlini korumak anlamına da gelmektedir.
KAYNAKLAR
1 – UNİCEF 2023. ‘’Türkiye’de Depremden Etkilenen Çocukların Korunmasına İlişkin Rehber’’, unicef.org
2 – Bozkurt, V. (2023). ‘’Depremin Toplumsal Boyutu’’. Avrasya Dosyası Dergisi Cilt 14 (Sayı 1): 89- 111, İstanbul.
3 – Bildik T. (2013). ‘’Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas’’. Ege Tıp Dergisi / Ege Journal of Medicine, Cilt 52 Sayı 4 Aralık 2013, Türkiye.
4 – Özarslan, Aylin Dikmen (2025). ‘’Çocuk Merkezli Afet Risk Yönetimi: Çocuklar İçin Değil Çocuklarla Birlikte’’ Eskişehir Teknik Üniversitesi Resilience, sy(205-223)


