Yazar: Psk. Caner Özdemir
Türkiye’nin toplumsal dokusunda yaşanan dönüşüm, Cumhuriyet’in temel sütunu olan laikliğin yalnızca siyasal bir ilke değil, aynı zamanda gündelik hayatın güvencesi olduğunu yeniden hatırlatmaktadır. Son yıllarda kamusal alandan eğitim sistemine, ekonomik ilişkilerden yaşam tarzına kadar uzanan bu değişim, seküler değerlerin giderek daralmasına yol açmaktadır. Gündelik yaşam içinde bu kaygı özellikle üç eksende belirginleşmektedir:
Ortadoğulaşma Eksenli Dönüşümde: Gettolardaki cihatçı yapılanmaların varlığı, Körfez mimarisini andıran Neo-Osmanlıcı mekân tasarımları, gösterici tüketim kültürü ve kamusal alanda seküler sembollerin azalması dikkat çekmektedir. Örneğin, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde seküler gençlerin mekânsal görünürlüğü neredeyse kaybolmuştur.
Eğitim Sistemindeki Dönüşümde: Maarif Modeli ile birlikte Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine ayrılan pedagojik alan daralırken, bilimsel bilginin önüne geçen erdem-değer-eylem odaklı bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, İzmir’de pilot olarak uygulanan ÇEDES modeliyle okullarda imamların görev alması bu dönüşümün somut bir örneğidir.

Ekonomik ilişkilerdeki Dönüşümde: Tarikatlar sermaye odaklarına evrilirken sendikal örgütlülük yerini cemaat temelli dayanışma ağlarına bırakmaktadır. Bu süreçte çalışanların yaşam tarzlarına yönelik normatif baskılar da kurumsallaşmaktadır. Örneğin, Pegasus çalışanlarının kandilde alkol aldıkları gerekçesiyle işten çıkarılması bu baskının yansımasıdır. Yine 2025 yılında, Zorlu Holding CEO’su Bekir Cem Köksal’ın Vestel’in Ramazan tebriği mesajına müdahalesi sonrası hakkında “inanç ve düşünce hürriyetinin engellenmesi” kapsamında dava açılması, ekonomik alanın da dini referanslarla düzenlenmek istendiğini göstermektedir.
Bu tablo, iktidarın sermaye gruplarını yalnızca ekonomik göstergelerle değil, aynı zamanda kendi çizdiği dini çerçeve içinde konumlandırmak istediğini ortaya koymaktadır. Türkiye’de bu ortam, laikliğin zaman içinde tartışmaya açılmasıyla şekillenmiştir. Bu nedenle laiklik, yalnızca bir yönetim ilkesi değil; bireyin nasıl yaşayacağını, neye inanacağını ve nasıl var olacağını belirleyen bir özgürlük zemini olarak önemini korumaktadır.
Neoliberal Muhafazakarlık
Türkiye’de laikliğin dönüşümü, neoliberalizm ile muhafazakârlık arasındaki taktiksel ittifak çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte laiklik gerilerken bireysel özgürlük alanları da daralmıştır. Bekir Cem Köksal’ın müdahalesi, dile getirilen sorunlar açısından haklılık payı taşısa da, eleştirdiği durum parçası olduğu neoliberal düzenle doğrudan ilişkilidir.

Neoliberalizm, muhafazakârlıkla kurduğu ilişki sayesinde sürdürülebilir hale gelmiştir. Bu ilişkinin temelinde ise “esnekleşme” yer alır. David Harvey’e göre esnekleşme, sermaye ve işgücünün önündeki kuralların, yasaların ve sendikal hakların ortadan kaldırılmasıdır. Bu, 1970’lere kadar egemen olan Fordist-Keynesçi modelin yerini alan yeni bir düzeni ifade eder (Lynes, 2016). Bu dönüşüm, Sovyetler Birliği’nin Dağılması sonrasında küresel ölçekte daha da güçlenmiştir. Elbette sermaye düzeni, karşısındaki katı engellerin esnemesini toplumsal bir zenginleşme için değil; esnek çalışma saatleri ve güvencesiz, geçici çalışma biçimlerinin yaygınlaşması için talep etmiştir.
Ancak neoliberal dönem yalnızca çalışma şartlarını değil; aynı zamanda kültürü, doğayı ve bireyin düşünme biçimlerini de dönüştürmüştür. Bu dönüşümle beraber, küresel ölçekte artan belirsizlikler karşısında toplumsal tepkileri sınırlamak için muhafazakâr sermaye grupları tarafından özellikle desteklenmiştir. Bu süreçte kadersel düşünme, değişmezlik algısı ve itaat eğilimleri yaygınlaşmış; Türkiye özelinde ise seküler yaşam alanının giderek daralmasına yol açmıştır.
Bu bağlamda, geçmişte yaşanan şiddet deneyimleri göz ardı edilerek “özgürlükçü laiklik” ve “dindara saygılı laiklik” söylemleriyle laiklik esnetilmiş; buna paralel olarak devletin dönüşümü hızlanmış ve “esnek laiklik” olarak tanımlanabilecek yeni bir yapı ortaya çıkmıştır. Böylece, siyasal İslam’ın hem kamusal alanda hem de gündelik yaşamda daha görünür ve etkili hale geldiği bir ortam oluşmuştur.
Sonuç
Eğitim müfredatlarında laiklik çoğunlukla devletin yönetsel bir ilkesi olarak ele alındı. Ancak zamanla bunun yalnızca yönetsel değil, gündelik yaşamı belirleyen bir değer olduğu, aşınmasıyla birlikte daha açık biçimde görüldü. Laiklik, aynı zamanda bir kadının gece yarısı kent merkezinde özgürce yürüyebilmesidir. Esnetildikçe ve farklı sıfatlarla yeniden tanımlandıkça, dinsel normlar güç kazanmaktadır. Bu durum ataerkil yapıyı, otoriterliği ve sermayenin egemenliğini pekiştirir.
Dolayısıyla, esnek laiklik yalnızca seküler özgürleşmenin daralması değil; aynı zamanda toplumun ruhsal iyi oluşunun da kırılganlaşması anlamına gelmektedir.
Kaynaklar
Lynes (2016), ‘’Neoliberalism, Flexibility, and Postmodernism: Reflections on the work of David Harvey’’, Laboratoire NT2, Université du Québec à Montréal.


