Röportaj: Dr. Ava Şirin Tav I Psikiyatrist

EDİTÖRDEN
Fatoş Pınar Türker’in İBB davasındaki çıplak arama beyanı; insan onuru, travma ve iktidarın beden üzerindeki tahakkümünü bir kez daha gündeme taşıdı. Psikiyatrist Dr. Ava Şirin Tav ile yaptığımız söyleşide; beden sınırlarının ihlalinden doğan psikolojik anlamı, utanç ve travma süreçlerini, hak ihlallerinin hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ele aldık.
1 – İnsan hakları ve ruh sağlığı arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?
İnsan hakları ile ruhsallık arasında doğrudan bir ilişki vardır. İnsan haklarının ruhsal perspektiften anlamı; temel güven duygusunun korunduğu, bireyin kimliğini, kendilik değerini, baskı altında hissetmeden özgürce inşa ettiği, böylelikle farklılıkların ve özgün kimliklerin yaşam şansı bulduğu, kolektif ruhsal havuzun tek tipleşmek yerine zengin bir mozaiğe dönüştüğü sosyal bir yapıyı ifade eder.
Böyle bir toplum tezahürü toplumsal aidiyeti besler, bireyin ruhsal bütünlüğünün de koruyucusudur. Kişiyi haklarından mahrum bırakan her sistem, onun bu ruhsal bütünlüğünü yıkarak, onu nesnelleştirir. Hak ihlali ; bireyin dışsal olanla içerisinde olanın ( büyük öteki) ilişkisini bozan bir sınır ihlalidir. Bu durum arkaik korkuları ve kaygıları tetikler. İnsan olma onurunun zarar görmesi ve ruhsal bütünlüğünün kaybı akıl sağlığını zedeler. Öğrenilmiş çaresizlik, depresyon, kronik anksiyete ve kimlik çatışmalarına zemin hazırlar.
2 – Çıplak arama tartışmaları bize devlet, vatandaş ve beden arasındaki ilişki hakkında ne anlatmaktadır?

Bunu basit bir güvenlik prosedürü olarak göremeyiz, çıplak aramada beden üzerinden bireyin ruhsal bütünlüğü hedef alınmaktadır. Giysilerinden arındırılan insan, sosyal statü ve kimliğinden de arındırılmıştır. Temel güven duygusu insan ruh sağlığının temelidir. Psikolojik gelişimde çocukluğun erken döneminde beden sınırları; bireyin ben ve öteki ayrimini yaptığı, ben ile öteki arasındaki ilişkiyi regüle ettiği en mahrem kalesidir. Sağlıklı bir benlik yapısı önce bu bedensel sınırlar üzerinden kurulur ve zihinselleştirilerek bütünselleşir.
Bu bağlamda, çıplak arama sadece beden sınırlarına yönelmiş bir tehdit değil zihinsel alana da bir müdahaledir. Bedenin sana değil devlete aittir mesajı taşır. Kişinin bedeni üzerinden benliğine yönelen bu saldırı, kişinin öznelliğinin ve mahremiyetinin yok sayıldığı, ben-öteki anlamında sınırların bulanıklaştığı, kendilik saygısının yitirildiği bir kayıp duygusu yaratır.
3 – Çıplak arama gibi uygulamalarda güç ilişkileri bireyin psikolojik deneyimini nasıl etkiler?
Çıplak arama bir güvenlik önleminden çok, devlet mekanizmasının gücünü vatandaşa fiziksel ve psikolojik olarak kabul ettirme ritüelidir. İncelenen bir eşya gibi kişiyi nesneleştirirken, gözetleme ve teşhir utanç duygusunu tetikler, beden imajını bozar, bunu yapanın devlet aygıtı olması ve hukuki bir kılıf altında yapılıyor olması tıpkı ebeveyninden fiziksel istismara uğramış çocuk gibi kişi de kendilik saygısını zedeleyen bir süreçtir. Suçluluk duyguları, utanç ve kendine yönelik öfke yaratır. Beden sınırlarının ihlali, arkaik korkularımızı tetikler iken büyük ve güçlü öteki tarafından yutulma korkusunu hatırlatır, kişiyi bebeklik dönemindeki savunmasız hissetiği döneme (0-3yaş evresi) regrese eder.

Güç odaklarının bedeni soyması; kişide bütünlük duygusunun kaybına, kendi üzerindeki kontrolünün olmadığı hissi yetersizlik duygusuna , sembolik olarak da kastrasyon hissine sebep olur yani kişi kendi üzerindeki gücünden de arındırılmıştır. Bunu kişiliğin ve kendiliğin parçalandığı bir süreç takip eder, kronik anksiyete,depresyon, disosiyasyon post travmatik stres bozukluğu gibi psikopatolojik durumlarla karşılaşabiliriz. Bu eylem sırasında kurulan asimetrik güç dengesi, bireyin zihninde kalıcı psikolojik hasarlar bırakır..
4 – Toplumsal hafızada yer eden beden ihlali anlatıları, kolektif ruh sağlığını nasıl etkileyebilir?
Çocukluğumda 1982 darbesi sonrası etrafımızda bulunan insanların bolca hapishane deneyimlerine dair, bedene yönelik akılalmaz işkence anılarına yönelik anlatımlarını dinlemiş ve fiziksel sakatlıklarına, ruhsal yıkımlarına şahit olmuş biri olarak diyebilirim ki; beden ihlallerine uğrayan grupların yaşadığı en büyük psikolojik yıkımlardan biri yaşadıkları acıların sistem ya da egemen güçler tarafından inkar edilmesidir. Hakikatin inkarı, zararın tanzim edilmemesi, yapılan bu haksızlığın hukuken bir suç olarak görülmemesi, mağdurların ve sonraki nesillerin ruh sağlığı için bir tehdittir.
Bu anlatılar bireylerin ve dezavantajlı grupların güvenlik duygusunu, toplumsal aidiyet algısını sarsar iken, travmaların nesiller boyu aktarımına sebep olur. Ötekileştirmelere ve kolektif çaresizlik hissine yol açarak, bireylerin kendilerini sürekli tehdit altında hissetmelerine sebep olur. İşkence, şiddet ya da toplu kıyım şeklindeki anlatılar toplumun kolektif hafızasını şekillendirir. Toplumda kendini tüm güçlü olana karşı güvensiz ve özellikle dezavantajlı gruplar nezdinde tehdit altında hisseder. Mağdur grup ile ihlalleri gerçekleştiren grup arasında sınırlar keskinleşir, toplumsal empati kaybolur. Toplumun bütününe yayılmış bu travmatik etki, geniş ölçekte toplumda kronik psikiyatrik hastalıklarının artmasına sebep olur. Toplumun psikolojik direnci zayıflar.
5 – Çıplak arama gibi uygulamalar, bir işlemden öte, topluma bir mesaj verme amacı mı taşır?

Michel Foucoult “ iktidarın gücü açık zorlamadan değil içselleştirilmiş uyumdan gelir. İnsanlar farkında olmadan belirli sınırlar içinde düşünmeye ve davranmaya başlar. Böylece iktidar dışarıdan dağıtılan bir güç olmaktan çıkar bireyin kendi kendisini düzenlediği bir yapıya dönüşür.” der. Bu tarz uygulamalar tam da iktidarın istediği toplumsal otosansür mekanizmasının altyapısını oluşturur. Bireysel mahremiyete saldırı kişiyi çaresiz ve korumasız hissettirirken, bireysel gibi görünen bu eylem, toplum geneline yönelik örtülü ya da açık mesajlar içerir.
Bedeni zedeleyen uygulamalar, toplumda bir korku iklimi oluşturarak, muhalif sesleri ve olası itirazlari da bastırma amacı taşır. Mutlak gücün ve kontrolün devlette olduğu anlayışı bireylerin ancak itaat ettiği kadar var olabileceği kabulünü yerleştirir. Bu toplumsal bir inanca dönüşür, direnme ,hakkını arama, muhalefet etme noktasında toplumsal otosansürü tetikler. İktidar bu şekliyle, toplumun ortak bilinçdışını manipüle ederek, kolektif ruhsallığı iktidarın çizgisine çekmiş olur.


