GİRİŞ
İnsanın ülkesiyle kurduğu ilişki, bedeni ile kurduğu ilişki gibidir. Bireyler için benliğin ilk mekânı bedense, kolektif benlik için de ülkedir. Sınırları tehdit edilirse kolektif benlik de öfkelenir. Bazen bedenine izinsiz dokunulan bir kadın gibi bazen de odasına aniden girilen bir ergen gibi hissedilir.
Tahakküm ve Yüzleşme
Sevr, Türkiye için “negatif bir barış” sözleşmesiydi. Batı’nın egemenliğinin kabulü karşılığında, silahların susması demekti. Aynı zamanda halkın, bir baba figürü olan padişah tarafından korunamadığı gerçeğiyle yüzleşmesiydi. Bu yüzden “Sevr” ile sadece bir harita değil “koruyucu baba miti” de parçalanmıştı.
Kolektif Savunma Mekanizması: Kuvâ-yi Milliye
Kuvâ-yi Milliye bir “toplumsal kök örgütlenmesi” idi. Halk, ulusal bedeni kolektif olarak korumaya karar vermişti. Aynı zamanda “Sevr” travmasına karşı da iyileştirici bir rol üstlenmişti. Arkasına Çanakkale Zaferi’ni alan Mustafa Kemal’in varlığı da psikolojik sağlamlık demekti.
Onurun İnşası: Kurtuluş Savaşı
Sevr bir kolektif aşağılanma travmasıydı. Bu sözleşme ile Türk kimliği Batı’nın “ötekisi” olarak kodlanmıştı.Bu noktada Kurtuluş Savaşı, halkın bağımsızlık mücadelesi olduğu gibi, özsaygısını ve onurunu yeniden inşa etme süreciydi.
Toplumsal Benlik Dönüşümü: Olgunlaşma
Kurtuluş Savaşı ile halk kurban kimliğinden özne kimliğine geçti.Kaderi padişahın ya da işgalcilerin elinde olan bir nesne konumundan çıktı ve “ergenlikten yetişkinliğe geçiş” gibi bir dönüşümden geçti.
Benlik Krizi ve İyileşme
Sevr ile beraber gelen varoluşsal ve politik kopuş, Kurtuluş Savaşı ile onarıldı. Cumhuriyet’le birlikte yeni bir “biz” anlayışına geçildi. Burada vatandaşlık bağlamında geliştirilen Türk kimliği, köke dönüş arzusunu ifade ediyordu. Diğer yandan, Sevr travmasının tekrarlanmaması adına, ülkenin kaderini tek bir kişiye teslim edilmeyecek bir sisteme geçildi; devletin meclisten üstün olmadığı bir düzene.
Bu bağlamda, cumhuriyet vizyonu hem iyileşme hem de olgunlaşma göstergesiydi.
Yeni Sevr mi Geliyor? Lübnanlaşma Sendromu
2017’deki referandum ile gelen “örtük padişahlık” rejimi, kutuplaşma ve kimlik siyasetinin baskın olması; “Sevr” sonrası oluşan bütünlük imgesinin bozulma kaygısına yol açtı. 31 Mart Yerel Seçimlerinde, bir ulusal karakter ortaya koyan halkın, bu karakteri koruması Cumhuriyet’in de en sağlam zırhı olacaktır.
Sonuç
Türkiye’yi medeni olmayan bir ülke olarak kodlayan emperyalist devletler, Sevr haritasını kendi kaynak arayışları ve sermaye birikim mantığına göre çizdi. Ancak Atatürk’ün etrafında örgütlenen halk, “Anadolu’dan Batı’ya uzanacak artı-değer hattını” keserek, ulusal bedeni ve bağımsız zihinsel haritasını korudu. Bugün emperyalizm, BOP haritası ile coğrafyamıza yeni sınırlar çizerken, aynı zamanda hafızamıza ve geleceğimize de sınırlar koymak istiyor. Bu yüzden, direniş dolu günler bizi bekliyor.
Bunu paylaş:
- WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Yazdır (Yeni pencerede açılır) Yazdır
- X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
- Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
- Arkadaşınıza e-posta ile bağlantı gönderin (Yeni pencerede açılır) E-posta
- LinkedIn'de paylaş (Yeni pencerede açılır) LinkedIn


