Mars Aynası: Eşitlik İlkesini Yeniden Düşünmek
Şubat 15, 2026
KIDFLUENCER: Yeni Çağın Çocuk İşçileri
Şubat 21, 2026

Adalet Arayışının Ruhsal İzleri

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Şubat 17, 2026

Yazar: Uzm. Psikolog Fatma IrmakAdalet Peşinde Aileler Platformu

6 Şubat’tan sonra hayat ikiye bölündü. Bir tarafında kayıp, diğer tarafında mücadele vardı.  Ben Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun içinde yer alırken, yalnızca bir hak arama sürecine  değil; aynı zamanda kolektif bir yasın içinden geçmeye başladığımı fark ettim. Klinik  psikolog kimliğimle bildiğim pek çok kavram, bu kez teorik değil yaşamsal bir karşılık buldu.

Yas, çoğu zaman bireysel bir süreç olarak ele alınır. Oysa büyük toplumsal felaketlerde yas  kamusallaşır. Kayıp yalnızca bir aileye değil, bir şehre, bir ülkeye aittir. Ancak kamusal yasın  en zor yanı şudur: Herkes hayatına devam ederken, kaybı yaşayanlar için zaman yerinde kalır. 

Biz 6 Şubat’ta yalnızca sevdiklerimizi kaybetmedik; ihmallerin, hazırlıksızlığın ve ilk  günlerdeki yetersiz müdahalenin yarattığı bir travma örüntüsünün içinde de kaldık.  Ailelerimizin birçoğunun aynı anda hayatını kaybetmesi, etkin bir kurtarma çalışmasının  olmaması ve ilk üç gün boyunca kendi yalnızlığımızın içinde kalmamız, ruhsal olarak derin  bir yara açtı. Bu yaraya dair sorumluluk alınmasını beklerken, hayatın depremi yaşamamış  olanlar için olağan akışında sürmesi; bölgedeki ihmallerin giderek unutulması ve gündemin  değişmesi, bizlerde yalnızlık ve yalnız bırakılma duygusunu daha da derinleştirdi. 

Bu yalnız  bırakılma duygusunu kırabilmek için, benimle benzer duygulardan geçen ailelerle bir araya  gelmeye başladık. Bu bir araya geliş, zamanla birbirimizin kırıldığı yerlere temas  edebildiğimiz, kucaklaşabildiğimiz ve yalnız olmadığımızı hissettiğimiz bir mücadele alanına  dönüştü. Platform tam da bu ihtiyaçtan doğdu. Üçüncü yılında hâlâ süren bu birliktelik,  yalnızlığın karşısında kurulmuş bir dayanışma zemini olarak varlığını sürdürüyor. 

Geçen yılların içindeki mücadele deneyimim bana şunu gösterdi: Adalet arayışı, ruhsal olarak  iki yönlü bir etki yaratıyor. Bir yandan, mücadele etmek kişinin dağılmasını engelleyebiliyor.  Travma sonrası anlam inşası dediğimiz süreç burada devreye giriyor. Kişi, yaşadığı kaybın  ardından “neden” sorusunu hukuki ve toplumsal bir zemine taşıdığında, çaresizlik duygusu bir  miktar dönüşebiliyor. Mücadele etmek, edilgen bir mağduriyet hâlinden özne olmaya geçişin  psikolojik karşılığı olabiliyor. 

Ancak diğer yandan, travmayı tetikleyen nedenlerin hiç  kesilmemesi insanı zorlayabiliyor. Mahkeme salonlarında gelmeyen adaletle karşılaşmak,  sanıkların hâlâ yargılanmaması ya da serbest olması, her dosyada benzer ihmallerle yeniden  yüzleşmek… Bu tekrar eden temas, zaman zaman derin bir içsel yorgunluk bırakabiliyor.  Adalet geciktikçe, ruh da beklemeye zorlanıyor. Çünkü kaybın etrafındaki adaletsizlik  duygusu sürekli açık kalıyor. Bu zorlayan süreçler kaybın acısını azaltmıyor. Ama kaybı inkâr etmeyen bir yaşam biçimi  kurmaya yardımcı olabiliyor. Platform içindeki dayanışma ise ayrı bir ruhsal alan açıyor.  Ortak acı, yalnızlığı azaltıyor. “Sadece ben böyle hissetmiyorum” duygusu, travma sonrası  izolasyonu kırıyor. Birbirinin gözünde kendini görmek, regülasyon sağlıyor. Bu, psikolojide  birlikte düzenlenme dediğimiz sürecin doğal bir karşılığı.

Benim için en dönüştürücü  farkındalık şu oldu: Adalet arayışı bir öfke dili değil, bir onur dili. Kaybettiklerimizin  hayatlarının değersiz olmadığını söyleme biçimi. Bu talep, yalnızca bir cezalandırma isteği  değil; yaşanmış hayatların ciddiye alınması, ihmallerin sıradanlaştırılmaması ve kaybın inkâr  edilmemesi için verilen bir varlık mücadelesi. Ruhsal olarak bu süreç beni daha kırılgan ama  aynı zamanda daha net biri yaptı. Kaybın geri gelmeyeceğini bilerek, hakikatin görünür  olması için çabalamak. Bu, yasın içinden geçen bir dayanıklılık biçimi. 

Bugün geriye baktığımda şunu söyleyebilirim: Adalet Peşinde olmak, yalnızca hukuki bir  mücadele değil; travmanın inkâr edilmesine karşı ruhsal bir direniştir. Çünkü travma yalnızca  yaşanan yıkımla değil, o yıkımın görünmez kılınmasıyla derinleşir. Adalet talebi bu yüzden  yalnızca mahkeme salonlarına sıkışmış bir beklenti değildir. Bu talep, yaşananın adının doğru konulması, sorumluluğun belirsizleşmemesi ve kaybın sıradanlaştırılmaması için sürdürülen bir hafıza pratiğidir.

Yas, adalet talebiyle birlikte kamusal bir hafızaya dönüşür. Bu hafıza, geçmişte olup biteni  tekrar tekrar hatırlamak için değil; travmanın üzerinin örtülmesine izin vermemek içindir. Hafıza, travmanın görünür kalmasına izin veren bir direnç alanıdır. Çünkü bizim için onlar  yalnızca bir sayı değildi. Bir evin sesi, bir annenin eli, bir kardeşin gülüşü, bir çocuğun yarım  kalmış hayaliydiler. Onların yokluğu hayatımızın içinden çekilmiş bir parça gibi değil;  hayatın bütününü geri dönülmez biçimde değiştiren bir kırılma olarak

Bu yüzden adalet talebi, yalnızca hukuki bir süreç değil; onların varlığının, anlamının ve  bıraktıkları izlerin silinmemesi için verdiğimiz bir söz hâline dönüştü. Aynı zamanda yasımızı  inkâr etmeden, onu anlamlandırmaya çalışmanın bir yolu oldu. Ve belki de en önemlisi,  kaybettiklerimizin hayatlarının yalnızca bir istatistik değil; yaşanmış, sevilen ve değerli  hayatlar olduğunu hatırlatma biçimi.




Adalet Arayışının Ruhsal İzleri
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin