Tiyatroda Kitle Psikolojisi
Mart 27, 2026
Psikodrama ile Toplumsal İyileşme
Mart 27, 2026

Baskı Dönemlerinde Tiyatro

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Mart 27, 2026

Röportaj: Ayşegül Yalçıner – Oyuncu ve Sanat Yönetmeni

1 – Otoriter yönetimler neden sanattan özellikle de tiyatrodan rahatsızlık duyarlar?

Tiyatronun olmazsa olmaz iki aracı vardır. Seyirci ve oyuncu… Yönetmen, dekor, yazar, müzik, ışık, aksesuar vs. de besleyici unsurlardır elbet ama seyir edilen bir kişi ve seyreden bir kaç kişi, izlenilen işin adının “tiyatro” olması için kafidir. Bir oyun tek kişilik de olsa binlerce seyirciye aynı anda hitap edebilir. Sanat, özellikle de tiyatro öyle güçlü etkiye sahip bir ifade biçimidir ki; izleyiciyi değiştirir, düşünmeye sevk eder ve dönüştürür. Tabii ki sahnedeki işin içeriği çok mühimdir. Tiyatronun ilk insanlardan beri var olmasının amacı sahnede anlatılan hikayenin derdinin olması, izleyende etki bırakması ve hayatlarda değişime yol açmasıdır. Bu sebeple tiyatro politiktir. Ne kadar ben politik tiyatroya karşıyım diyen, altı boş oyunlar sahnelemeye çalışan insanlar olsa da yaptıkları işin farkında olmadıkları için bu söylemi savunurlar.

“Dün de bugün de tiyatronun asıl amacı dünyaya bir ayna tutmaktır” demiş Shakespeare. Otoriter rejimler; kendi gerçekliklerini, hareketlerinin insanların hayatındaki yansımalarını, yaşattıkları zararı görmek ve göstermek istemezler. Baskıcı yönetimler düşünen halkı istemezler. Halkın soru sorması ve sorgulaması işlerine gelmez. O sebeple televizyonda da kitleleri uyutan programlar yayınlamayı tercih ederler. “Dünyayı değiştirebilirsiniz tiyatroyla. Savaşları önleyebilirsiniz. İnsanları daha iyi, daha güzel insanlar yapabilirsiniz tiyatro ile. Tiyatro ile enflasyonu düşürebilir, eğitimi doğrultabilir ve adaleti sağlayabilirsiniz. Tiyatro ile insanlar, insan olduklarını hiç unutmamak üzere anlarlar. Tiyatro her şeydir” demiş Memet Baydur Vladimir Komarov adlı oyununda. Enflasyonun düşmesi, eğitimin düzelmesi, adaletli bir ülke yaratmak işlerine gelmez otoriter yönetimlerin. Bu sebeple sanatın gücünden ve tiyatronun etkisinden korkarlar.

2 – Baskı dönemleri aynı zamanda tiyatro açısından ilham verici ve zenginleştirici bir dönem olduğu söylenebilir mi? 

Karanlıktan rahatsız olan kişi kalkıp ışığı açar. İnsanın eyleme geçmesi için illa rahatsızlık duyması mı gerekir? Baskı insanı sıkıştırır, acı verir ve bu sıkışmışlık hissi daha yaratıcı eserler üretilmesine sebep olabilir. Yanlış olmalı ki doğruyu bulalım. Zıtların birliği ilkesine göre, toplumdaki her şey içsel bir çelişki taşır ve karşıtların savaşı gelişimi sağlayan itici güçtür. Uğradığımız baskılar, yaşadığımız kötülük ve çektiğimiz acılar tiyatrocu olarak besliyor bizi. Konfor alanında olan tembelleşiyor, hiçbir şeyden rahatsızlık duymadığı için üretim sağlayamıyor.

3 – Sanatçılar bazen farkında olmadan otosansür uygulayabilir mi?

İnsanların bize gösterdiği kadarını görebiliyoruz sadece. İş yapamam korkusuyla düşüncelerini hatta karakterini halktan saklayan, kendini gizleyen çok oyuncu arkadaşım var.  Tabii bu otosansür bilinçli bir tercih oluyor çoğu zaman. Bazen de otomatikleşmiş tepkilerimiz var. Halk ne der, linçlenir miyim acaba diye korkabiliyoruz. Bazen de başkasına zarar verme korkusuyla, kendimize sansür uygulayabiliyoruz. Frida Kahlo’nun hayatını anlattığımız Frida Kahlo Müzikali isminde bir oyun çıkardık. Afişinde üstünde, Frida’nın kendi üstüne çizdiği orak çekiç resmi bulunan alçı vardı. Organizatör bir arkadaşım; ‘‘bu kostümü ve afiş fotoğrafını değiştirin Türkiye turnesi yapalım” dedi. Değiştirmedik tabii ama Frida ile Türkiye turnesine de çıkamadık. Yaşanmış bir kadın hikayesini üstünü kapatarak anlatmak, gerçeğe aykırı bir eser ortaya çıkarmamıza sebep olabilir. 

4 – Sanatçıların kişisel korkuları sahneye nasıl yansır?

Kadına şiddeti anlattığımız kadın sığınma evinde geçen Mor isimli bir oyunumuz vardı. 2019’da İBB oyunu satın almıştı ki her dönem bütün belediyeler halka kültür sanat hizmeti olarak tiyatro oyunları ve konserler satın alır. Akit gazetesi haber yapmıştı; ” İmamoğlu’ndan ahlaksız oyuna destek” başlığıyla. Oyun öncesi tehdit ve hakaret dolu yüzlerce mesaj aldım. Oyun günü, İstanbul barosundan birkaç avukat ve kadın derneklerinden sözcüler gelmişlerdi bize destek için. O destek, sahne üstünde oynarken korkumuzu azaltmıştı. Bu ülkede diri diri insanlar yakıldı otelde, tiyatrolar kundaklandı. Politik tiyatro yapan bir oyuncu olarak, bu korkuyu ve tedirginliği hep ensemde hissediyorum maalesef. 

Yine Nazım Hikmet’in annesinin hayatını anlattığımız Celile isimli tek kişilik bir oyunumuz var. Kayseri turnesi öncesi bir seyirci; ”gelin sizi de yakalım” diye yazdı bana. Bu tehdit sonraki sezon Madımak Katliamı’nı anlattığımız Sivas’a Ağıt isimli oyunumuzu çıkarmamıza vesile oldu ve buradaki tehdit de başka bir eser üretmemiz için tetikledi bizi.  Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Sahnesi’nde yine Celile oynuyordum. Sarıklı cübbeli iki seyirci geldi. En önden, pür dikkat izlediler oyunu. Acaba canlı bomba olabilirler mi diye tedirgin oynadım o akşam.

5 – Baskı dönemlerinde metafor ve semboller tiyatro için nasıl bir ifade alanı açar?

Sahnede içki içmek, soyunmak, birilerini rahatsız edecek sözler söylemek çok tehlikelidir baskı dönemlerinde. Bir çok resim sergisinde nü eser sergilenmesi yasaklanmış. Ayıp, yasak, günah… Konservatuvarların resim bölümünde nü resim çizdirilmiyor artık öğrencilere. Sanata vurulan darbe korkunç baskı dönemlerinde. Tiyatro için alanları kapatmaya çalışıyorlar her taraftan. Bir gün kadınların sahneye çıkmasını da engellerler diye korkuyorum. 

Sembol ve metafor kullanırken de daha hassas olmak gerekiyor. Yine Sivas’a Ağıt oyunumuzda semah dönerken, oyuncular daha sembolik bir koreografi tercih ettik. Bazı Alevi izleyicilerimiz; ” iyi ki aynı ibadeti sahnede sergilemediniz” dedi, bazı Alevi seyircimiz ise rahatsız oldu; ”biz böyle semah dönmüyoruz” diyerek. Ve Sivas’a Ağıt’ı tam seçim döneminde çıkardığımız için; ”altılı masayı mı bölmeye çalışıyorsunuz, niye bu oyunu sahnelemek için bu zamanı seçtiniz” diyerek saldırıda bulunanlar oldu. 

Velhasıl Kadıköy Halk Tiyatrosu olarak; her türlü zorluğa, baskıya, engellemeye rağmen sözümüzü söylemeye, derdi olan, toplumsal ve gerçekçi oyunlar sahnelemeye devam ediyoruz, edeceğiz. Dünya tiyatro gününde baskı dönemlerinde tiyatro konusunda benimle röportaj yapmayı tercih ettiğiniz için ömrünün 27 yılını tiyatroya vermiş bir oyuncu olarak ben teşekkür ederim. 

Caner Özdemir: Biz teşekkür ederiz…

Baskı Dönemlerinde Tiyatro
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin