Toplumsal Mücadelede Psikologlar
Mayıs 10, 2026
Psikoloji Öğrencileri: Kaygılar ve Hayaller
Mayıs 10, 2026

Online Terapi Çağında Psikolog Emeği

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Mayıs 10, 2026

 

1. Online terapi, psikolojik desteğe erişimi demokratikleştiriyor mu yoksa yeni eşitsizlikler mi üretiyor ?

Psikologlar için online çalışma biçimlerinin yaygınlaşması özellikle pandemi sonrası dönemde küresel ölçekte yaygınlaştı. Bu süreç, çalışma pratiklerinde hem mekânsal hem de zamansal açıdan önemli bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Günümüzde birçok psikolog ve psikoterapist, yüz yüze seanslarının yanı sıra online seansları da mesleki rutinlerinin bir parçası haline getirmiştir.

Online çalışma biçimlerinin son 6–7 yıl içinde hızlı bir şekilde yaygınlaştığı ve hem terapistler hem de danışanlar açısından çeşitli avantajlar sunduğunu söylemek mümkün. Özellikle büyük şehirlerde yoğun çalışma temposu içinde zaman tasarrufu sağlaması, ulaşım zorluklarını ortadan kaldırması ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu bölgelerde alternatif bir destek sunması bu avantajların başında gelmektedir. Nitekim internetin yaygınlaşmaya başladığı 1990’lı yıllardan itibaren e-posta ve çevrimiçi platformlar aracılığıyla psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sunulmaya başlandığı ve bu uygulamaların erişilebilirlik açısından önemli fırsatlar yarattığı vurgulanmıştır (Grohol, 1999).

2000’li yıllarda ise özellikle internet tabanlı bilişsel davranışçı terapi uygulamalarına yönelik çalışmalar artmış ve bu müdahalelerin etkinliğine ilişkin güçlü bilimsel kanıtlar ortaya konmuştur (Andersson, 2018). COVID-19 pandemisi ile birlikte çevrimiçi psikoterapi uygulamaları küresel ölçekte hızla yaygınlaşmış ve birçok ruh sağlığı uzmanı için temel hizmet sunum biçimlerinden biri haline gelmiştir (Markowitz et al., 2021; Pierce et al., 2020; Xiang et al., 2020).

Bununla birlikte, çevrimiçi terapinin erişimi artırıcı etkisi her zaman eşit ve homojen bir biçimde gerçekleşmemektedir. Çevrimiçi terapi çoğu zaman erişimi “demokratikleştiren” bir araç olarak sunulsa da, dijital altyapıya erişim, teknolojik donanım ve dijital okuryazarlık düzeyi gibi faktörler yeni eşitsizlik biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Özellikle düşük sosyoekonomik gruplar, yaşlı bireyler ve kırsal bölgelerde yaşayanlar bu hizmetlere erişimde dezavantajlı konumda kalabilmektedir (Reay et al., 2021; Sue & Sue, 2016). Ayrıca bazı kültürel bağlamlarda güven ve terapötik bağın yüz yüze etkileşim üzerinden kurulması, çevrimiçi terapinin kabulünü sınırlayan bir unsur olarak karşımıza çıkabilmektedir (Sue & Sue, 2016).

Türkiye bağlamında değerlendirildiğinde, internet erişim oranlarının artmasına rağmen bağlantı kalitesi, maliyet ve elektronik cihaz erişimi gibi faktörler toplum içinde yeni eşitsizlikler üretmeye devam etmektedir (TÜİK, 2025). TÜİK verilerine göre 2025 yılında 16–74 yaş grubunda internet kullanım oranı %90,9’a yükselmiştir; ancak bu yüksek oran, erişimin herkes için aynı nitelikte olduğu anlamına gelmez (TÜİK, 2025). Düşük gelirli bireylerin çoğu zaman sınırlı ya da paylaşımlı cihazlara ve kesintili internet bağlantısına bağımlı olması, teletıp ve çevrimiçi ruh sağlığı hizmetlerine düzenli katılımı zorlaştırabilmektedir (Wang et al., 2024). Bu çerçevede dijitalleşmenin yalnızca bir erişim genişlemesi değil, aynı zamanda mevcut toplumsal güç ilişkilerini ve sınıfsal farklılıkları yeniden üreten bir süreç olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuç olarak çevrimiçi terapi, bir yandan psikolojik desteğe erişimi genişletme potansiyeli taşırken, diğer yandan dijital uçurum üzerinden yeni eşitsizlik biçimlerinin oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir (Reay et al., 2021; Wang et al., 2024). Bu nedenle çevrimiçi terapinin “demokratikleştirici” etkisi, ancak dijital erişim, kültürel duyarlılık ve sosyal eşitlik boyutları birlikte ele alındığında anlamlı bir şekilde değerlendirilebilir (Sue & Sue, 2016).

2. Online terapistlikte “özgür çalışma” söylemi, güvencesizliği meşrulaştıran bir diskur olabilir mi?

Online terapistlikte “özgür çalışma” söylemi tamamen yanlış değildir. Gerçekten de mekânsal esneklik sağlar, ofis maliyetlerini azaltabilir, danışana erişimi kolaylaştırabilir ve bazı operasyonel işleri hafifletebilir. Türkiye’deki çevrimiçi terapi platformlarının kendi tanıtım dillerine baktığımızda da tam olarak bunu görürüz: esnek program, düşük komisyon, uzmanlığa uygun danışan eşleşmesi, takvim ve ödeme süreçlerinin tek yerden yönetilmesi gibi kolaylıklar vaat edilir. Bu yönüyle online çalışma, özellikle bağımsız pratik kurmak isteyen psikologlar için cazip bir zemin yaratır. Ancak Türkiye’de bu söylem çoğu zaman güvencesizliği de beraberinde taşır. “Kendi çalışma saatlerini belirle, istediğin yerden çalış” dili, gig ekonomisinin klasik retorik araçlarına oldukça yakındır (Standing, 2011).

Bununla birlikte online terapistlik, tek tip bir çalışma modeli değildir. Terapistler kimi zaman tamamen kendi bağımsız pratiklerini sürdürürken, kimi zaman dijital platformlara bağlı biçimde çalışmaktadır. Bu iki model arasında bazı ortaklıklar bulunsa da, emek süreçleri ve güvenceler açısından önemli farklar vardır. Bağımsız çalışan terapistler için ayrıca bir ofis ücreti ödememek avantaj olabilir; ancak vergi, sigorta, reklam, danışan bulma, etik çerçeveyi koruma, teknik altyapı ve mesleki görünürlük gibi sorumluluklar yine terapistin kendisine aittir. Platformlarda ise işler daha da farklılaşır. Birçok platform, terapistlerin emeğini belirli bir komisyon ya da yüzdelik kesinti üzerinden organize eder. Buna karşılık terapistler çoğu zaman SGK, ücretli izin, kıdem tazminatı, düzenli gelir güvencesi ya da kurumsal temsil gibi haklardan yararlanamaz (Kaytan & Erdoğan, 2025; Standing, 2011).

Türkiye’de dijital emek platformları üzerine yapılan 2025 tarihli nitel araştırma, Bionluk örneğinde çalışanların esneklik avantajına rağmen düzensiz gelir, müşteriyle asimetrik ilişki ve platform kurallarına bağlı özerklik kaybı yaşadığını göstermektedir. Aynı çalışma; ücret, çalışma süresi, sosyal güvenlik, iş güvencesi, özerklik, kontrol ve müşteri değerlendirmeleri gibi başlıklar üzerinden platform çalışmasının güvencesiz yapısını incelemiştir (Kaytan & Erdoğan, 2025). Bu bulgular doğrudan online terapi platformlarına birebir aktarılmasa da Türkiye’de platform emeğinin genel mantığını anlamak için oldukça açıklayıcıdır. Çünkü psikologlar da benzer biçimde puanlama, görünürlük, danışan değerlendirmesi, komisyon ve platform kuralları gibi mekanizmalarla karşı karşıya kalabilmektedir (Kaytan & Erdoğan, 2025).

Bu noktada Guy Standing’in “prekarya” kavramı oldukça açıklayıcıdır. Prekarya, güvencesiz, istikrarsız, sürekli yeniden iş aramak ve kendini pazarlamak zorunda kalan yeni emekçi sınıfı tanımlar (Standing, 2011). Online platformlarda çalışan psikologlar da meslek yasası yokluğu, oda eksikliği, platform komisyonları, sabit gelirden uzak çalışma biçimi ve sosyal haklardan mahrumiyet nedeniyle bu güvencesizlik biçimine yaklaşmaktadır. Dolayısıyla “özgür çalışma” söylemi, bazı gerçek avantajları içerse de, çoğu zaman güvencesizliği görünmezleştiren bir diskura dönüşebilir. Terapist görünürde kendi işinin patronudur; fakat gerçekte piyasanın, platformun, algoritmanın ve danışan değerlendirmelerinin belirlediği bir çalışma rejiminin içinde hareket eder (Kaytan & Erdoğan, 2025; Standing, 2011).

3. Online terapi ile beraber psikologlar, evlerinde yalnız çalışmaya başladı. Bu durum, mesleki dayanışmayı ve kolektif kimliği nasıl dönüştürüyor?

Türkiye’de psikologların en büyük zorluklarından biri, haklarını koruyan güçlü bir meslek yasasının ve meslek odasının olmamasıdır. Bir meslek yasası ve odası olmayan psikologlar, çoğunlukla dernekler aracılığıyla etik sınırlarını, mesleki standartlarını ve haklarını savunmak için örgütlenmeye çalışmaktadır. Bu nedenle psikologların kolektif kimliği zaten baştan kırılgan bir zeminde kurulmaktadır. Online çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte evden ve çoğu zaman yalnız çalışma biçiminin artması, bu kırılganlığı daha da görünür hale getirmiştir.

Evden çalışmak ilk bakışta konforlu, ekonomik ve özgürleştirici görünebilir. Ancak terapistin meslektaşlarıyla gündelik temasının azalması, süpervizyon, dayanışma ve öğrenme alanlarının daralmasına yol açma riski barındırıyor. Aynı ofisi paylaşmak, koridorda kısa bir karşılaşma yaşamak, bir vaka üzerine meslektaşla düşünmek ya da mesleki zorlukları ortak bir zeminde konuşmak yalnızca sosyal bir temas değildir; mesleki kimliğin kurulduğu önemli alanlardır. Bu alanların zayıflaması, terapistin kendi emeğini ve mesleki varlığını daha bireysel, daha yalnız ve daha piyasa odaklı deneyimlemesine neden olabilir.

Marx’ın yabancılaşma kavramı burada yeniden düşünülebilir. Kapitalist iş bölümünde birey yalnızca emeğinin ürününden değil, aynı zamanda kendi etkinliğinden, türsel varlığından ve diğer insanlarla kurduğu bağlardan da uzaklaşır. Online çalışma pratiğinde bu yabancılaşma, terapistin danışanla ekran üzerinden ilişki kurmasıyla değil, meslektaşlarından, derneklerden, kolektif tartışma alanlarından ve ortak hak mücadelesinden uzaklaşmasıyla ortaya çıkar. Yani sorun yalnızca “evden çalışmak” değildir; sorun, evden çalışmanın terapisti giderek daha atomize, daha bireyselleşmiş ve daha yalnız bir mesleki özneye dönüştürme ihtimalidir.

Byung-Chul Han’ın perspektifinden bakarsak bu durum, neoliberal öznenin kendi içine kapanarak kendini üretmesi biçiminde okunabilir. Han’a göre günümüz öznesi artık yalnızca dışsal bir baskıyla değil, kendi kendini performansa zorlayan bir yapı içinde yaşar. Evden, yalnız ve sürekli erişilebilir biçimde çalışan terapist de görünürde özgürdür; fakat bu özgürlük, kolektif bağların çözülmesi pahasına kazanılır. Derneklerden, meslektaş dayanışmasından ve ortak mücadele alanlarından uzaklaşan birey, giderek kendi performansına, görünürlüğüne ve verimliliğine odaklanan izole bir özneye dönüşür. Bu da yalnızca mesleki değil, varoluşsal düzeyde de yorgunluk ve tükenmişlik riskini artırır.

Dolayısıyla online çalışma, psikologların kolektif kimliğini tamamen ortadan kaldırmaz; fakat onu daha dağınık, daha dijital ve daha bireysel bir zemine taşır. Bu noktada mesleki derneklerin, süpervizyon gruplarının, dayanışma ağlarının ve ortak etik tartışma alanlarının önemi artmaktadır. Çünkü online çalışmanın yaygınlaştığı bir dönemde psikologların yalnızlaşmasını önleyecek şey, yalnızca teknik imkânlar değil; kolektif mesleki bağların bilinçli biçimde yeniden kurulmasıdır..

4. Dijital platformlara bağımlılık, terapistin emeğini sermaye lehine yeniden düzenliyor mu?

Dijital platformların işleyişi, terapistin emeğini belirli piyasa kurallarına göre yeniden düzenler. Online terapi platformları ilk bakışta terapist ile danışanı buluşturan aracı yapılar olarak görünür. Bunlar mesleğe yeni başlayan terapistler için iyi bir deneyim kazanma fırsatı sağlar. Ancak bu aracılık ilişkisi tarafsız değildir. Platform; danışanın terapiste nasıl ulaşacağını, terapistin nasıl görüneceğini, ücretin nasıl tahsil edileceğini, komisyonun nasıl kesileceğini ve çoğu zaman danışan değerlendirmelerinin terapistin görünürlüğüne nasıl etki edeceğini belirleyen bir üst yapıya dönüşür. Buna karşın psikoloğun emeği de dijital pazarda sergilenen, ölçülen, değerlendirilen bir “hizmet paketine” veya “ürüne” indirgenme riski taşır.

Bu noktada terapistin emeği yalnızca klinik bilgisi, deneyimi ve ilişki kurma kapasitesi üzerinden değil; aynı zamanda dijital görünürlük, profil düzenleme, puan alma, hızlı geri dönüş yapma, soruları yanıtlama gibi platformun kurallarına uyum sağlama ve rekabet etme becerisi üzerinden de değerlenmeye başlar. Böylece terapist, yalnızca terapi yapan bir uzman olmaktan çıkar; aynı zamanda kendi emeğini dijital pazarda sürekli sergilemek, ölçmek ve optimize etmek zorunda kalan bir girişimci özneye dönüşür. Bu durum, Marx’ın emek-sermaye ilişkisi bağlamında düşündüğü sömürünün dijital biçimlerinden biri olarak okunabilir: Terapistin emeğinin bir kısmı, platformun teknik altyapısı ve aracı konumu üzerinden sermayeye aktarılır.

Türkiye’de Bionluk üzerine yapılan 2025 tarihli çalışma, dijital platformlarda çalışanların esneklik avantajına rağmen düzensiz gelir, asimetrik müşteri ilişkileri ve platform kurallarına bağlı özerklik kaybı yaşadığını göstermektedir. Çalışmanın Türkiye’deki web tabanlı platform emeğine odaklanması, online terapi platformlarını da düşünmek için önemli bir karşılaştırma zemini sunar (Kaytan & Erdoğan, 2025). Çünkü terapist emeği de platform mantığına dahil olduğunda, uzmanlık giderek “hizmet paketi”, seans “ürün”, danışan ise “müşteri” gibi konumlandırılma riski taşır.

Bu süreçte sermaye lehine yeniden düzenleme birkaç düzeyde gerçekleşir. İlk olarak, platform terapistin danışana erişimini kontrol eder. İkinci olarak, ücret akışına aracılık ederek emeğin ekonomik değerinden pay alır. Üçüncü olarak, puanlama ve değerlendirme sistemleriyle terapistin davranışını dolaylı olarak disipline eder. Dördüncü olarak, terapistin mesleki özerkliğini piyasa görünürlüğüne bağımlı hale getirir. Bu durum, Christian Fuchs ve Nick Srnicek gibi platform kapitalizmi üzerine çalışan yazarların işaret ettiği temel dönüşümle uyumludur: Dijital platformlar yalnızca teknolojik araçlar değil, emeği organize eden ve değeri kendi lehine toplayan yeni sermaye yapılarıdır (Fuchs, 2014; Srnicek, 2017).

Bu nedenle online terapi platformlarını yalnızca “danışan bulmayı kolaylaştıran araçlar” olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu platformlar, terapistin zamanını, ücretini, görünürlüğünü, danışanla temas biçimini ve mesleki özerkliğini yeniden biçimlendiren ekonomik yapılardır. Elbette bu her platformun sömürücü olduğu anlamına gelmez; bazıları terapist için pratik kolaylık ve danışan için erişim imkânı sağlar. Ancak mesele tam da burada başlar: Kolaylık sağlayan sistem, aynı anda emeği güvencesizleştiren ve sermaye lehine düzenleyen bir mekanizma haline gelebilir (Fuchs, 2014; Kaytan & Erdoğan, 2025; Srnicek, 2017).

5. Dijital terapi pratiğinde yabancılaşma, hangi noktalarda artarken hangi noktalarda azalıyor?

Günümüz neoliberal üretim ilişkilerinde yabancılaşma, Marksist teorideki klasik tanımından önemli ölçüde ayrışmaktadır. Marx’ın çerçevesinde yabancılaşma, işçiyi sömüren bir ötekinin —patronun, sermayenin— egemenliğiyle tanımlanır; sömürü ilişkisi dışsal ve görünürdür (Marx, 1844/2013). Oysa neoliberal düzende bu ilişki köklü bir dönüşüm geçirmiştir: Sömüren bir öteki artık sahneye doğrudan çıkmaz. Birey, özgürlük yanılsamasına kapılarak kendini gerçekleştireceği inancıyla gönüllü biçimde kendi sömürücüsüne dönüşür.

Bu bağlamda söz konusu olan artık yalnızca emeğe yabancılaşma değil, özneye yabancılaşma ya da bireyin kendi benliğinden kopuşudur. Byung-Chul Han düşüncesinde bu durum, ötekinin kaybı, performans baskısı ve bireyin kendi içine kapanması üzerinden tartışılır (Han, 2015; Oral, 2023). Han üzerine yapılan çalışmalarda dijital platformların toplumsal ilişkileri yeniden şekillendirdiği, “Öteki”nin ortadan kalktığı yerde aynılaşmanın ve anlam krizinin ortaya çıktığı vurgulanmaktadır (Oral, 2023).

Dijital terapi pratiğinde yabancılaşma özellikle terapistin sosyal ve mesleki bağlarından uzaklaşması üzerinden belirginleşir. Evden ve çoğunlukla yalnız çalışma, meslektaşlarla gündelik temasın azalmasına, süpervizyon ve informal paylaşım alanlarının daralmasına yol açar. Bu durum, zaten meslek yasası ve güçlü kurumsal yapıları sınırlı olan Türkiye bağlamında, terapistlerin derneklerden ve kolektif örgütlenme pratiklerinden daha da uzaklaşmasına neden olabilir. Böylece yabancılaşma terapistin mesleki kimliği ve kolektif aidiyeti üzerinde derinleşir. Han’ın perspektifinden bakıldığında bu yalnız çalışma hali, yalnızca fiziksel izolasyon değil, aynı zamanda “ötekinin kaybı”dır. Ötekiyle karşılaşmanın, sürtüşmenin, birlikte düşünmenin ve kolektif hareket etmenin azalması, terapisti kendi performansına kapanmış bir özneye dönüştürebilir (Han, 2015; Oral, 2023).

Ancak online terapi tek başına ne bir kurtarıcı ne de bir canavardır. O, toplumun halihazırda var olan eşitsizliklerini, güvencesizliklerini ve özneleşme biçimlerini yansıtan dijital bir aynadır. Bu aynadaki görüntüyü dönüştürmek yalnızca psikologların değil; aynı zamanda teknoloji üreticilerinin, kanun koyucuların, meslek örgütlerinin ve sosyal devletin ortak sorumluluğudur. Dijital terapi pratiğinde yabancılaşma bazı noktalarda artarken —yalnızlaşma, örgütten kopma, performans baskısı, platform bağımlılığı— bazı noktalarda azalabilir: örneğin ulaşım yükünün hafiflemesi, bazı danışanlara daha kolay erişim sağlanması ve terapistin kendi çalışma ritmini kısmen düzenleyebilmesi gibi. Bu yüzden asıl mesele online terapinin varlığı değil, onun hangi ekonomik, etik ve mesleki çerçeve içinde örgütlendiğidir (Han, 2015; Kaytan & Erdoğan, 2025; Reay et al., 2021)

Kaynakça

1. Bölüm

Andersson, G. (2018). Internet interventions: Past, present and future. Internet Interventions, 12, 181–188. https://doi.org/10.1016/j.invent.2018.03.008

Grohol, J. M. (1999). The history of online psychotherapy. Psych Central.

Markowitz, J. C., Milrod, B., Heckman, T. G., Oquendo, M. A., Biaggi, A., & Bleiberg, K. L. (2021). Psychotherapy at a distance. American Journal of Psychiatry, 178(3), 240–246. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2020.20050557

Pierce, B. S., Perrin, P. B., & Tyler, C. M. (2020). The COVID-19 telepsychology revolution: A national study of pandemic-based changes in U.S. mental health care delivery. American Psychologist, 76(1), 14–25. https://doi.org/10.1037/amp0000722

Reay, R. E., Looi, J. C. L., & Keightley, P. (2021). Telehealth mental health services during COVID-19: Summary of evidence and clinical practice. Australasian Psychiatry, 29(5), 514–516. https://doi.org/10.1177/10398562211001783

Sue, D. W., & Sue, D. (2016). Counseling the culturally diverse: Theory and practice (7th ed.). Wiley.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2025). Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması 2025. https://data.tuik.gov.tr

Wang, K., Goldenberg, M. N., Doraiswamy, P. M., & diğerleri. (2024). Digital inequality and access to tele-mental health services. The Lancet Digital Health.

Xiang, Y.-T., Yang, Y., Li, W., Zhang, L., Zhang, Q., Cheung, T., & Ng, C. H. (2020). Timely mental health care for the 2019 novel coronavirus outbreak is urgently needed. The Lancet Psychiatry, 7(3), 228–229. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(20)30046-8

2. Bölüm

Kaytan, M., & Erdoğan, E. (2025). Web tabanlı dijital emek platformlarında çalışma koşulları: Türkiye’de Bionluk üzerine nitel bir araştırma. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (71), 109–119. https://doi.org/10.18070/erciyesiibd.1671187

Standing, G. (2011). The precariat: The new dangerous class. Bloomsbury Publishing.

3. Bölüm 

Han, B.-C. (2015). The burnout society. Stanford University Press.

Marx, K. (2013). 1844 el yazmaları: Ekonomi politik ve felsefe (çev. K. Somer). Sol Yayınları. (Orijinal eser 1844’te yayımlandı.)

Reay, R. E., Looi, J. C. L., & Keightley, P. (2021). Telehealth mental health services during COVID-19: Summary of evidence and clinical practice. Australasian Psychiatry, 29(5), 514–516.

Standing, G. (2011). The precariat: The new dangerous class. Bloomsbury Publishing.

4. Bölüm

Fuchs, C. (2014). Digital labour and Karl Marx. Routledge.

Kaytan, M., & Erdoğan, E. (2025). Web tabanlı dijital emek platformlarında çalışma koşulları: Türkiye’de Bionluk üzerine nitel bir araştırma. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (71), 109–119. https://doi.org/10.18070/erciyesiibd.1671187

Marx, K. (2013). 1844 el yazmaları: Ekonomi politik ve felsefe. Sol Yayınları.

Srnicek, N. (2017). Platform capitalism. Polity Press.

5. Bölüm 

Han, B.-C. (2015). The burnout society. Stanford University Press.

Kaytan, M., & Erdoğan, E. (2025). Web tabanlı dijital emek platformlarında çalışma koşulları: Türkiye’de Bionluk üzerine nitel bir araştırma. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (71), 109–119. https://doi.org/10.18070/erciyesiibd.1671187

Marx, K. (2013). 1844 el yazmaları: Ekonomi politik ve felsefe. Sol Yayınları.

Oral, S. (2023). Byung Chul Han düşüncesinde öteki ve kaygı. HAFIZA, 5(2), 152–162. https://doi.org/10.56671/hafizadergisi.1381403

Reay, R. E., Looi, J. C. L., & Keightley, P. (2021). Telehealth mental health services during COVID-19: Summary of evidence and clinical practice. Australasian Psychiatry, 29(5), 514–516.

Online Terapi Çağında Psikolog Emeği
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin