Barışın Psikopolitiği: Çerçeve Yasa Türkiye’nin Ruh Halini Değiştirebilir Mi?
Ağustos 27, 2026
Denizde Ölüm, Karada Sessizlik: Felaketin Psikopolitiği
Eylül 2, 2026

Sovyetler Birliği Özlemi

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Ağustos 30, 2026

EDİTÖRDEN

Giderek derinleşen toplumsal eşitsizlikler, kitlelere yayılan belirsizlik ve atomize bireyselliğin getirdiği yalnızlık; geçmişe yönelik ilgiyi basit bir nostaljinin ötesine taşıyarak toplumsal-ruhsal bir arayışa dönüştürüyor. Bugün Sovyetler Birliği imgelerinin ve kollektif hafızanın genç kuşaklarda karşılık bulması, sermaye düzeninin yarattığı zihinsel ve bedensel tükenmişliğe karşı insani, yavaş ve güvenceli bir yaşam ihtimaline duyulan ihtiyacı yansıtıyor. Doç. Dr. Tolga Binbay ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; “bireyselliği bastırılmış Sovyet insanı” söyleminin günümüzdeki banalleşmesini, artan ruhsal kötürümleşmenin arkasındaki üretim ilişkilerini ve Putin Rusya’sının araçsallaştırdığı tarihsel hafızayı psikopolitik bir süzgeçten geçiriyoruz. İnsanı yalnızca bir artı-değer üreticisine indirgeyen bu çağa karşı, kolektif varoluş arayışını ve “Kızıl İnsan”ın güncel anlamını tartışıyoruz.

Bugün Sovyetler Birliği’ne yönelik özlemi yalnızca politik bir nostalji olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa bunun altında daha derin bir toplumsal ruhsal ihtiyaç mı var?

Öncelikle söyleşi davetiniz için teşekkür ederim. Psikopolitik konular ilgi çekiyor ve gittikçe de daha çok ilgi çekecek. Dünyanın ve özellikle de Türkiye’nin, toplumun gidişatı nedeniyle. Sınıf mücadeleleri psikopolitik bir hâl de almış durumda çünkü.

Gelelim Sovyetler Birliği nostaljisine. Aslında nostalji her zaman yaygındır. İşte geçmişe özlem olarak. Bir tür dün güzellemesi; bugünden kaçmanın bir yoludur nostalji. Reel sosyalizm de bundan payını alıyor diyebiliriz yani. Bir tür kaçış yeri olarak. Özellikle de sosyal medyaya bakacak olursak, işte Sovyet konutları (orman içinde, yeterli donanıma sahip toplu yaşam alanları şeklinde) ya da çocukların sahip olduğu haklar gibi konular bir anda karşınıza çıkıveriyor ve başdöndüren sayılarla paylaşılıyor, binlerce yorum alıyor. Görünen o ki “baskıcı, soğuk demir perde ülkesi” imajı geride kalmış durumda. Ya da en azından eskisi kadar ilgi görmüyor bu imaj. İlgi görmüyor çünkü insanlar, özellikle genç yeni kuşak başka bir dünya yaşıyor: Sosyalizmin geri çekildiği bir dünyayı! Sovyetler merak uyandırıyor…

Ne var bu yeni dünyada? Önü alınmayan, hatta daha da kanırtılan toplumsal eşitsizlikler, kocaman bir yaşamasal belirsizlik, sosyal dayanışma ve karşılıklı saygının çökmesi, sevgisizlik, geçicilik, hız vs. vs. Reel sosyalizm sonrası dünya -ki işte 40 yıla yakın bir zaman geçti üzerinden- teknolojik tüm atılımla birlikte gündelik hayata bunları verdi. İnsanlar bir tek Sovyetleri değil, örneğin Türkiye’de 80leri, 90ları da mumla arar hale geldi. O günlerin iyiliği ise ayrı bir tartışma konusu iken…

Sayılara bakmak bile bu ruhsal kötürümleşmeyi açıklıyor zaten: Depresyon almış başını gitmiş, herkes panik atak geçiriyor, kim bipolar kim borderline belli değil… Herkes travmatize! 40 yıl önce, 50 yıl önce onca yoksulluğun içinde Türkiye, dünya şu anki gibi bir yer değildi. Geçmişi güzellemek istemem, oralarda bir sürü kötü yaşam vardı ama bilelim ki bugün çok daha vahim bir yaşam var. Sayılar dedim, nedir rakamlar? İntihar oranı Türkiye’de 30 yılda 3 kat artmış durumda. Ne anlatıyor bu oranlar, sayılar? Başka hiçbir toplum bu kadar kısa zamanda bu kadar yıkım da içeren değişim yaşamadı yakın tarihte! Bunu anlatıyor.

İnsanlar iyi, güzel olan bir şeyler arıyorlar ve ister istemez bu arayış sırasında karşılarına Sovyetler, daha doğrusu sosyalizm çıkıyor. Paylaşım, dayanışma içinde daha yavaş bir yaşam, gelecekle ilgili kaygının olmadığı, belirsizliğin başınıza musallat olmadığı bir yaşam. Kapitalizmin bunu vermesine imkan yok! İkinci dünya savaşı sonrası 80’lere kadar yaşanan ve tüm dünyadaki işçi sınıfı mücadelesinin ürünü olan “sosyal devlet” parantezini saymazsanız son iki yüzyıldır kapitalizm toplumlara verdiğinin mislini çaldı, çırptı. Mesele budur en kaba haliyle.

Sovyetler Birliği’ne duyulan özlem ile içinde yaşadığımız belirsizlik çağı arasında nasıl bir ilişki var?

​Öne çıkarılan özellikler aslında çok şey anlatıyor: tatil hakkı mesela! Evet, Sovyetler Birliği’nde tatil bir mesele değildi. Bugün nedir tatil? Orta sınıflar için 12 taksit ödenen, alt sınıflar için asla gidilmeyen bir eziyet. Dinlenmek, daha doğrusu bir şeyler katarken yoran bir hayat yaşamak herkesin hakkı. Günümüzdeki zihinsel ve bedensel tükenmişlik hali üretim bantlarının içinden çıkıp zihnimizin her bir hücresine sirayet ediyor. 

Ya da bağımlılığa bakın! Kumar bağımlılığı nereden çıktı? İnternet bağımlılığı? Çok daha yalnız yaşayan bir toplumda herkes sermayenin düzeni ile başbaşa kalmış durumda. Çaresizlik, şaşkınlık ve öfke içinde. Tüm bunlar bireysel trajediler, arayışlar olarak bol bol dönüyor sosyal medyada. Genç nüfus beyhude biçimde -genç derken 15-35 yaş arasını kastediyorum, biraz geniş tutuyorum- toplumun en diri ve canlı olan bu kesimi beyhude bir biçimde bireysel çıkışlar arıyor. Daha az paylaşarak ve çoğunluğunu yalnız geçirdikleri bir hayatın içinde debeleniyorlar.

Bugün sermaye düzen açısından insanların tek bir anlamı var: ne kadar artı-değer üretiyorlar, ne kadar üretebilirler! Bu kadar! Gerisi önemli değil. Market zincirleri için, banka kredi muslukları için, inşaat firmaları ve havayolları için ne kadarlık bir değeriniz var, bu önemli. Tüketici olarak demiyorum, üretici güç olarak! Gerisi önemli değil. Daha doğrusu hayatın, yaşıyor olmanın ancak bu bağlamda bir anlamı var. Ve milyonlarca insan da bunu hissederek yaşıyor; bakın “bunu bilerek yaşıyorlar” demiyorum. Böyle bir bilgi ile yaşamıyorlar; belki biraz seziyorlar olan biteni, ama daha çok belirsizliği ve değersizliği hissederek, hem de iliklerine kadar hissederek yaşıyorlar. İşte o sezgi kısmı insanların bazen sosyalizme, Sovyetler’e bir dönüp bakmasına neden oluyor. Belirsizlik ve değersizlik, belirli ve değerli olana, öyle bir yaşamın arayışına, örneklerine götürüyor insanları. Bunu sosyalizmden başka yerde bulamazsınız. İnsanlık da bulamayacak zaten.

İnsan hiç yaşamadığı bir döneme özlem duyabilir mi? Örneğin Sovyetler Birliği’ni hiç görmemiş gençlerin Sovyet nostaljisini nasıl açıklarsınız?

Özlem yaşanamayana yönelik bir duygu. İnsanın hiç yaşamadığı da dahil. Bu nedenle insan hiç yaşamadığı bir döneme özlem duyabilir. Ama burada şöyle bir durum var: Toplumsal hafızaya kazınmış bazı özellikler var, geçmişle ilgili. Bazı Yeşilçam filmleri, mesela Münir Özkul, Adile Naşit’li kadronun peşpeşe çektiği filmler, sanki kuşaklar ötesi bir anlamı var bu filmlerin insanlar için.

Yani o dönemin, o ilişkinin üzerinden neredeyse yarım yüzyıl geçti ama his aynı. Toplumsal hafıza, aktarım sürekli işbaşında. Bu nedenle özlem duyuyor insanlar. Ama neye özlem duyuyorlar, bu önemli. Katman katman bir özlem bu: huzurlu bir yaşam arayışından tutun, bir sevgiliye duyulan özleme kadar her şey içinde. 

Daha derinde ise arayış var. Özellikle yeni genç kuşaklar için. Tüketmeyen, canlı, yaşatan bir kimlik arayışının parçası Sovyetler özlemi. Bakın bunun altını çizmek istiyorum: Günümüzde bu arayışa hitap edebilecek bir sürü seçenek var, ama kişiye, bir kuşağa değer katan seçenekler mi bunlar? Örneğin muhafazakar bir dünya görüşü, bir kimlik de hem değersizlik karşısında “baştan çıkma, edep, nefsini tut” diyor hem de tüm bu boşluğu, değersizliği ortaya çıkaran çarklara kör kalıyor. Milliyetçilik yavan bir ciklete dönüşmüş durumda. Son kertede kazanan hep “zenginler” oluyor ve gençler bunun çok farkında. Çünkü alalen yaşıyorlar. 

Bakın son zamanların çok satan kitaplarından bir tanesinin adının “İnsanın Anlam Arayışı” olması boşuna değil. Genç kuşak dozu giderek artan bir sermaye düzeni öğütücülüğü içinde ruhuna iyi gelecek bir şeyler arıyor, anlam arıyor insanlar! Ve bunu kimisi uyuşarak yapıyor, kimisi uçarak yapıyor. Ama sonuç değişmiyor. Sovyetler’in ve sosyalizmin taşıdığı fark buradan geliyor: Bir değişim olasılığı, hem de köklü, belki kalıcı bir değişim olasılığı sunuyor. İnsancıl. Ve kolektif. Bu nedenle, eski bir çocuk şarkısı ile söylersek “orada bir ruh var, görmesek de gitmesek de, o ruh hep bizim ruhumuz.” Sovyetler, gayet dünyalı ve gayet net, gerçekçi bir seçenek olarak bu arayışa, bu ruha denk düşüyor. Gidecekler mi oraya? Göreceğiz hep beraber.

Sovyetler Birliği’nde bireyselliğin bastırıldığı yönündeki eleştiriler ile kapitalizmde bireyin yalnızlaştırılması arasında nasıl bir karşılaştırma yapılabilir?

Bence bu eleştiriler, yani Sovyet toplumuna yönelik bu eleştiriler alsın başını yürüsün. Daha çok gündeme gelsin. İşte şöyle baskı vardı, şöyleydi, böyleydi falan diye. İsteyen varsa meydanlara çıkıp davul çala çala bağırabilir “despot Sovyet İmparatorluğu” hikayesi ile.

Bağırabilir, çünkü devri, etkileyiciliğinin devri geçti bu söylemin. Bu söylem artık banalleşti. Alıcısı eskisi kadar yok bu eleştirinin. Rağbet görmüyor. Çıkın sosyal medyada “Sovyetlerin, Stalin’in vs. nasıl da canavar olduğunu” yazın çizin. Hız çağında kimse bu eski söylemlere bakmayacaktır artık. O “like”ı alamazsınız son kullanma tarihi geçmiş şeylerle. Sermaye ideoloisi en başta kendi kuyusunu kazdı bunlarla. Ne demişler, katı olan her şey buharlaşıyor. Onun gibi, söylemin etkisi de geçiveriyor. 

Yeni ne var: uygulamalardan sosyalleşmeye çalışan geniş bir toplam, artan ve kalıcılaşan sosyal mesafe, “ben’i göklere çıkaran” ama bir türlü doyurulamayan bir boşluk, bedenin yüceltildiği bir varoluş vs. Ne yaparsanız yapın kapanmayan bir yara gibi artık insan olmak! Ve bu gökten zembille inmedi, alınyazısı da değil bu hâl. Yalnızlaşma tam da üretim ilişkileri ile ilgili. Kapitalizm günümüzde çok da gelişkin becerilere, donanıma sahip bir üretici güce giderek daha az gereksinim duyuyor. Ne gerek var grup, kolektivite içinde yaşayan bireylere. Üretim bandı ve tedarik zincirleri için bunlar o kadar anlamsız ki. Tabii ki tamamen değil ama sermayenin sürüklediği dünya 40 yıl öncenin dünyası değil. Atomize.

Tüm bunların içinde “bireyselliği bastırılmış Sovyet insanı” söylemini yeniden ve yeniden piyasaya sürmek mi istiyorlar? Buyursunlar sürsünler. Sovyet insanı, “bireyselliği bastırılmış” olan versiyonu da dahil her haliyle yeniden ve yeniden karşımıza çıkacak. Bir tek kapitalizm bizlere başka bir şey sunamayacağı için değil, insanlığı kızıl insan ayağa kaldırdığı ve kaldıracağı için. Ukraynalı yazar Svetlana Aleksiyeviç’e gönderme yaparsak “İkinci El zamanı” bitti ama Kızıl İnsan bitmedi. Bitmez de.

Putin’in Sovyet sembollerini, II. Dünya Savaşı hafızasını ve eski Sovyet coğrafyasını sahiplenen söylemi, toplumdaki kaybedilmiş güç ve statü duygusunu yeniden canlandırma işlevi görüyor olabilir mi?

Putin hangi düğmeye basmıyor ki? Kutsal vaftiz gününde bir bakıyorsunuz buz gibi suya giriyor. Ukrayna’ya saldırırken eski defterleri açıyor. E arada sosyalizme ait bazı şeylere de gönderme yapıyor. Ama Putin’i yakından takip eden birisi net bir Sovyet karşıtı olduğunu anlar. Tıpkı Türkiye’de cumhuriyete “parantez” denmesi gibi, Sovyetler Birliği Putin ve ekibi için bir parantezdir. Yaşanmıştır, bitmiştir. Yaşanmasaydı, iyi olurdu diyerek bitmiştir. Dayandığı ve temsil ettiği sınıf itibariyle Putin Sovyetlerle barışamaz. 

Ama şu var: belli bir alanı kaplayan ve oldukça da iri olan Rusya kapitalizminin uzaya çıkmış, Nazileri yenmiş, sporda, sanatta, teknolojide üst başarılar elde etmiş, ciddi bir toplumsal refah sağlamış bir dönemi öyle konfor içinde parantez içine alarak geçiştirmesi çok da mümkün değil. Çok göz önünde olmayan ama ana vitrinde de duran bir yere koymak zorundalar Sovyetleri; işte çarlarla, kiliseyle, oligarklarla vs. ile birlikte. Buna mecburlar. Sovyet deneyimi en başta Rusya coğrafyası için öyle kolayca üstünden atlanabilecek bir deneyim değil. Unutmayalım ki ülkedeki komünist partiler halen %20 oy alıyor her seçimde ve bu erimedi 35 yıldır.

Öte yandan tüm bu eklektik göndermeler PUtin ve Rus egemen sınıfı açısından toplumdaki kaybedilmiş güç ve statü duygusunu yeniden canlandırma işlevi görüyor mudur? Bir noktaya kadar kesinlikle görüyordur. Ama Rus egemenlerinin de temkinli olmalarında fayda var; keza biliyorsunuz komünizm bir hayalettir ve şu günlerde yine, yeniden ortalıklarda dolaşmaya başlamıştır. Beyaz Saray’ın resmi X hesabı dahil!    

Sovyetler Birliği Özlemi
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku