Metalaşan Sporcu Bedeni
Ağustos 21, 2026
Sovyetler Birliği Özlemi
Ağustos 30, 2026

Barışın Psikopolitiği: Çerçeve Yasa Türkiye’nin Ruh Halini Değiştirebilir Mi?

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Ağustos 27, 2026

Editörden

Türkiye’de barış, sadece hukuki bir metin veya silahların susmasıyla değil; önyargı ve korkunun aşıldığı psikopolitik bir dönüşümle mümkündür. Doç. Dr. Zeynep Tekkuş Set ile bu röportajda barışı; yasal bir adımdan öte, adalet ve eşitlikle toplumu yeniden inşa eden kapsamlı bir toplumsal olarak ele alıyoruz.

1 — Kürt sorununun yıllarca güvenlik ve terör ekseninde konuşulması, Türk ve Kürt toplumlarının birbirlerini algılama biçimlerini nasıl değiştirdi?

Uzun süreli toplumsal çatışmalar yalnızca siyasal kurumları ve güvenlik politikalarını değil, insanların birbirlerini algılama biçimlerini de dönüştürür. Sosyal psikoloji literatürü, süreğen çatışma koşullarında toplumların zamanla bir tür “çatışma repertuvarı” geliştirdiğini gösteriyor. Tehdit algısı, kolektif korku, mağduriyet anlatıları, grup içi dayanışma ve karşı grubun niyetlerine yönelik kuşku bu repertuvarın önemli parçalarıdır. Bar-Tal’ın (2007) tanımladığı şekliyle çözümsüzleşmiş çatışmalarda bu psikolojik örüntüler bir süre sonra yalnızca çatışmanın sonucu olmaktan çıkar; çatışmanın sürmesini kolaylaştıran etkenlere de dönüşebilir.

Bu nedenle Kürt meselesinin uzun yıllar ağırlıklı olarak “güvenlik” ve “terör” kavramları üzerinden tartışılması, silahlı aktörlerle geniş toplumsal kimlik kategorilerinin zihinsel düzeyde birbirine yaklaşması riskini doğurmuştur. Bir grubun sürekli tehdit bağlamında temsil edilmesi, bireysel farklılıkların görünürlüğünü azaltabilir ve “onlar” kategorisini daha homojen, daha kuşku uyandırıcı bir bütün gibi algılatabilir. Buna karşılık Kürt yurttaşlar açısından da devletle veya çoğunluk grubuyla ilişkiler, yaşanan ayrımcılık, dışlanma ya da tanınmama deneyimleri üzerinden okunabilir. Böylece karşılıklı güven kaybı, farklı nedenlerle de olsa, iki tarafta da yeniden üretilebilir.

Türkiye bağlamındaki ampirik araştırmalar bu noktada önemlidir. Çelebi, Verkuyten, Köse ve Maliepaard’ın (2014) Türk ve Kürt katılımcılarla yürüttükleri çalışma, dış-gruba güven ile çatışmanın nasıl anlamlandırıldığı arasında belirgin ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Başka araştırmalar da tehdit algısının ve etnik-siyasal kimliklerin gruplar arası tutumlarda önemli rol oynadığını ortaya koymaktadır (Aytaç & Çarkoğlu, 2018; Sarigil & Karakoç, 2017).

Ancak burada “Türkler böyle düşünüyor, Kürtler şöyle düşünüyor” biçiminde iki homojen toplum varsaymak bilimsel açıdan doğru olmaz. Her iki kimliğin içinde de sınıf, kuşak, bölge, siyasal yönelim, temas deneyimi ve yaşam öyküsü bakımından büyük farklılıklar vardır. Dolayısıyla barış dilinin ilk psikolojik işlevlerinden biri, insanları tek boyutlu kolektif kategorilerden çıkarıp yeniden birbirinden farklı bireyler ve yurttaşlar olarak görünür kılmak olmalıdır.

2 — Bir toplumda adalet duygusu oluşmadan yalnızca hukuki bir çerçeve üzerinden barış inşa edilebilir mi?

Hukuki bir çerçeve barış için son derece önemlidir; çünkü belirsizliği azaltır, hak ve sorumlulukları tanımlar ve sürece kurumsal bir zemin kazandırır. Fakat barışın yalnızca hukuk metniyle kurulabileceğini düşünmek, hukuki meşruiyet ile psikolojik meşruiyeti birbirine eşitlemek olur.

Prosedürel adalet araştırmaları insanların yalnızca bir kararın sonucuna değil, o kararın nasıl alındığına da güçlü biçimde tepki verdiğini gösteriyor. İnsanlar kendilerinin dinlendiğini, karar süreçlerinin tarafsız olduğunu, kurumların saygılı davrandığını ve kuralların herkese tutarlı biçimde uygulandığını düşündüklerinde kurumlara güven ve meşruiyet algısı güçlenmektedir (Hough et al., 2010). Bu nedenle barış sürecinde “hangi yasa çıktı?” sorusu kadar “kimler dinlendi, süreç ne kadar şeffaf yürütüldü, farklı mağduriyetler ne ölçüde tanındı ve kurallar herkese eşit mi uygulandı?” soruları da belirleyicidir.

Adalet duygusunun bir başka boyutu tanınmadır. Uzun çatışmalarda gruplar yalnızca maddi kayıplar yaşamaz; saygınlık, güvenlik, güç ve ahlaki kabul görme ihtiyaçları da yara alabilir. Shnabel ve Nadler’in uzlaşmaya ilişkin ihtiyaç temelli modeli, mağduriyet yaşayan gruplarda güç ve söz sahibi olma ihtiyacının, sorumluluk atfedilen tarafta ise ahlaki kabul görme ihtiyacının öne çıkabildiğini göstermektedir (Shnabel & Nadler, 2008). Kalıcı uzlaşma bu farklı psikolojik ihtiyaçları yok saymak yerine onları demokratik ve şiddetsiz bir zeminde karşılayabilmelidir

Dolayısıyla Çerçeve Yasa gerekli bir başlangıç olabilir; fakat toplumsal adalet deneyimi yaratmadığı sürece tek başına yeterli olmayabilir. Hukukun barış üretmesi için yalnızca norm koyması değil, yurttaşlarda “sesim duyuluyor, onurum korunuyor ve bu sistem bana da adil davranacak” duygusunu güçlendirmesi gerekir.

3 — Kürt sorununun sınıfsal ve psikolojik boyutu birbirinden ayrılabilir mi? Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanma barışın kalıcılığını nasıl etkiler?

Sınıfsal ve psikolojik boyutları analitik olarak ayırabiliriz; fakat gerçek yaşamda bunlar sürekli birbirini üretir. Yoksulluk yalnızca gelir düşüklüğü değildir. Süreğen olduğunda bireyin geleceği kontrol edebilme duygusunu, topluma aidiyetini ve kurumlara güvenini de etkiler. İşsizlik yalnızca ekonomik kayıp yaratmaz; sosyal statü, özsaygı ve gelecek beklentisi üzerinde de sonuçlar doğurabilir. Toplumsal dışlanma ise ekonomik dezavantaja “istenmiyorum”, “eşit yurttaş olarak görülmüyorum” veya “çabamın karşılığı olmayacak” şeklinde psikolojik anlamlar ekleyebilir.

Çatışma araştırmaları açısından özellikle önemli olan, yalnızca bireyler arasındaki gelir farkı değil, kimlik grupları arasında sistematik biçimde oluşan yatay eşitsizliklerdir. Cederman, Weidmann ve Gleditsch’in (2011) küresel karşılaştırması, siyasal olarak anlamlı etnik gruplar arasındaki ekonomik ve siyasal eşitsizliklerin etno-ulusal çatışma riskiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Buradan çıkarılması gereken sonuç, “yoksulluk çatışmaya otomatik olarak yol açar” değildir. Daha doğru ifade şudur: Ekonomik dezavantaj kimlik sınırlarıyla örtüştüğünde ve adaletsizlik olarak deneyimlendiğinde toplumsal gerilimlerin taşıyıcısı hâline gelebilir.

Bu nedenle kalıcı barış politikasının yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesine değil, eğitim, istihdam, bölgesel kalkınma, siyasal katılım, ayrımcılığın azaltılması ve kamu hizmetlerine eşit erişim gibi alanlara da uzanması gerekir. Fakat burada önemli bir uyarı vardır: Kürt sorununu yalnızca ekonomik geri kalmışlık meselesine indirgemek de eksik olacaktır. Ekonomik iyileşme; kimlik, kültürel tanınma, eşit yurttaşlık ve siyasal temsil taleplerinin yerine geçmez. Kalıcı barışın ekonomik adalet ile tanınma adaletini birlikte kurması gerekir.

4 — Çerçeve Yasa’nın başarılı olması halinde Türkiye’nin kolektif ruh halinde sizce hangi değişimler gözlenebilir: daha az korku, daha fazla güven, kimlikler arası yakınlaşma, siyasal kutuplaşmada azalma?

“Kolektif ruh hali”ni klinik bir kavramdan çok, toplumdaki korku, güven, umut, tehdit algısı ve gruplar arası mesafe gibi psikososyal göstergelerin bütünü olarak düşünmek daha doğru olur. Bu açıdan başarılı ve meşru algılanan bir barış sürecinin ilk etkilerinden biri belirsizliğin ve tehdit beklentisinin azalması olabilir.

On yıllara yayılan çatışmalar toplumların kolektif belleğinde iz bırakır. Hirschberger’in (2018) gösterdiği üzere kolektif travma yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değildir; grubun kimliğini, bugünü anlamlandırma biçimini ve geleceğe dair beklentilerini etkileyen bir anlam sistemine dönüşebilir. Bu nedenle hukuki değişiklik gerçekleştiği gün toplumsal korkunun bir anda ortadan kalkmasını bekleyemeyiz. Kurumsal dönüşüm daha hızlı, psikolojik dönüşüm ise çoğunlukla daha yavaş gerçekleşir. Başarılı bir süreç zaman içinde üç önemli değişimi besleyebilir. Birincisi, karşı grubun sürekli tehdit kaynağı olarak algılanmasında azalmadır. İkincisi, devlete ve birbirine yönelik güvenin güçlenmesidir. Üçüncüsü ise gündelik yaşamda kimlikler arası temasın daha güvenli hâle gelmesidir.

Pettigrew ve Tropp’un (2006) 515 araştırmayı ve 713 bağımsız örneklemi kapsayan meta-analizi, gruplar arası temasın genel olarak önyargıyı azalttığına dair güçlü kanıt sunmaktadır. Fakat temasın niteliği önemlidir: eşit statü, iş birliği, ortak amaçlar ve kurumsal destek olduğunda olumlu sonuç üretme olasılığı daha yüksektir.

Dolayısıyla Çerçeve Yasa’nın psikopolitik başarısını yalnızca şiddet olaylarının sayısıyla ölçmemek gerekir. Gruplar arası güven yükseliyor mu? Ayrımcı tutumlar azalıyor mu? İnsanlar farklı kimliklerden komşu, iş arkadaşı veya akraba fikrine daha açık mı? Kurumların tarafsızlığına duyulan güven güçleniyor mu? Siyasal rakipler daha az düşmanlaştırıcı bir dille mi konuşuyor? Bunlar sürecin toplumsal ruh hâlindeki gerçek karşılığını gösterecek önemli ölçütlerdir.

5 — Son olarak, Türkiye’nin gerçekten barışması için yalnızca silahların susması yeterli mi; yoksa toplumun birbirini algılama biçimini değiştirecek uzun soluklu bir “psikopolitik barış” sürecine mi ihtiyaç var?

Silahların susması kuşkusuz vazgeçilmezdir; insan yaşamını korur ve siyasetin önünü açar. Fakat çatışmasızlık ile toplumsal barış aynı şey değildir. Uzun süreli çatışmaların ardından şiddet ortadan kalksa bile korkular, stereotipler, karşılıklı mağduriyet anlatıları, güvensizlik ve dışlayıcı siyasal dil yaşamaya devam edebilir. Bar-Tal’ın (2007) çalışmaları bu nedenle çatışmanın psikolojik altyapısının ayrıca dönüşmesi gerektiğini vurgular.

Ben “psikopolitik barış”ı, bireysel psikolojiyi siyasetten koparmayan; fakat siyasi sorunları da yalnızca psikolojiye indirgemeyen bir süreç olarak görüyorum. Böyle bir yaklaşım hak ve özgürlükleri güvence altına alan hukukla, adil kurumlarla, ekonomik ve bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasıyla, geçmişteki acıların inkâr edilmeden konuşulabilmesiyle ve farklı grupların güvenli temas kurabileceği kamusal alanlarla birlikte düşünülmelidir.

Uzlaşma, tarafların geçmişi aynı biçimde anlatması demek değildir. Demokratik toplumlarda tarih yorumları ve siyasal talepler farklı kalabilir. Asıl mesele, bu farklılıkların karşı tarafın varlığını ve meşruiyetini ortadan kaldırma gerekçesine dönüşmemesidir. Toplumsal barış için insanların birbirini sevmesi şart değildir; birbirlerinin eşit haklara sahip olduğunu kabul etmeleri, farklılıkla birlikte yaşayabilmeleri ve çatışmalarını şiddet yerine demokratik kurumlar üzerinden çözebileceklerine güvenmeleri gerekir. Bu nedenle Türkiye açısından başarıyı “çatışma sona erdi” cümlesinden daha geniş düşünmek gerekir. Kalıcı barış, korkunun siyasal davranışı belirleme gücünün azalması; farklı kimliklerin kamusal alanda kendilerini güvende hissetmesi; adalet ve eşit yurttaşlık duygusunun güçlenmesi; farklı grupların birbirini soyut tehdit kategorileri yerine somut insanlar olarak görebilmesiyle mümkün olacaktır.

Sonuç olarak silahların susması barışın başlangıcıdır; barışın kendisi değil. Psikopolitik barış ise bir yasa maddesinden çok daha uzun soluklu bir toplumsal öğrenme sürecidir. Hukuk bu sürecin güvenli zeminini kurabilir. Ancak o zeminin güven, adalet, tanınma, temas ve ortak gelecek duygusuyla doldurulması toplumun tamamının önünde duran daha uzun vadeli görevdir.

Kaynakça

Aytaç, S. E., & Çarkoğlu, A. (2018). Ethnicity and religiosity-based prejudice in Turkey: Evidence from a survey experiment. International Political Science Review, 39(1), 58–72. 

Bar-Tal, D. (2007). Sociopsychological foundations of intractable conflicts. American Behavioral Scientist, 50(11), 1430–1453. 

Cederman, L.-E., Weidmann, N. B., & Gleditsch, K. S. (2011). Horizontal inequalities and ethnonationalist civil war: A global comparison. American Political Science Review, 105(3), 478–495

Çelebi, E., Verkuyten, M., Köse, T., & Maliepaard, M. (2014). Out-group trust and conflict understandings: The perspective of Turks and Kurds in Turkey. International Journal of Intercultural Relations, 40, 64–75. 

Hirschberger, G. (2018). Collective trauma and the social construction of meaning. Frontiers in Psychology, 9, Article 1441. 

Hough, M., Jackson, J., Bradford, B., Myhill, A., & Quinton, P. (2010). Procedural justice, trust, and institutional legitimacy. Policing: A Journal of Policy and Practice, 4(3), 203–210.

Pettigrew, T. F., & Tropp, L. R. (2006). A meta-analytic test of intergroup contact theory. Journal of Personality and Social Psychology, 90(5), 751–783. 

Sarigil, Z., & Karakoç, E. (2017). Inter-ethnic (in)tolerance between Turks and Kurds: Implications for Turkish democratisation. South European Society and Politics, 22(2), 197–216. 

Shnabel, N., & Nadler, A. (2008). A needs-based model of reconciliation: Satisfying the differential emotional needs of victim and perpetrator as a key to promoting reconciliation. Journal of Personality and Social Psychology, 94(1), 116–132. 

Barışın Psikopolitiği: Çerçeve Yasa Türkiye’nin Ruh Halini Değiştirebilir Mi?
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku