Güç Savaşları: CHP-YENİ PARTİ Çatışması
Ekim 22, 2026
İstanbul’da Sular Yükselirken: Kentleşme, Kırılganlık ve Sorumluluk?
Ekim 24, 2026

Bir Kadın Bir Genç Bir Gazeteci

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Ekim 22, 2026

Röportaj: Ebru Çelik I BirGün Gazetesi

Editör: Gizem Gül Kürekçi I Psikolog

Editörden

Gazetecilik, yalnızca gerçeği aktarmak değil, kimin sesinin duyulduğunu ve kimin sessizliğe mahkûm edildiğini de sorgulamaktır. Genç kadın gazetecilerin deneyimleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin mesleki hiyerarşilerle nasıl iç içe geçtiğini; dayanışmanın ise bu ilişkileri dönüştürme potansiyelini gösteriyor. İktidarın bilgi üzerindeki tahakkümü ve medyanın ekonomik bağımlılıkları karşısında gazetecinin kimliği, emeği ve sorumluluğu yeniden tartışmaya açılıyor. Bu röportajda, eşitsizliklerin gündelik hayatta nasıl yeniden üretildiğini ve gazeteciliğin bunları görünür kılarak değişime nasıl alan açabileceğini konuşuyoruz.

1. Bir kadın, bir genç, bir gazeteci dediğimizde, bu üç kimlik sizin hayatınızda nasıl kesişiyor?

Genç kadın gazeteci kimliği, hayatımın yalnızca mesleki alanında değil, neredeyse her alanında kesişiyor. Hem gazetecilik yaparken hem de gündelik hayatımda bu kimliğin beraberinde getirdiği deneyimlerle, imkânlarla ve eşitsizliklerle karşılaşıyorum.

Ancak bu kimliği yalnızca karşılaştığım sorunlar üzerinden tanımlamıyorum. Meslek hayatımda deneyimlediğim dayanışma, bilgi aktarımı ve ortaklaşma da genç kadın gazeteci olmanın benim için önemli bir parçası. Çalıştığım BirGün gazetesinde genç kadın gazetecilerin varlığı ve mesleki üretimi bu açıdan önemli bir yerde duruyor. Gazetede çalışan gazetecilerin neredeyse yarısına yakını 30-35 yaş altındaki kadınlardan oluştuğunu söyleyebilirim. Meslekte olduğum 3 yıldır özellikle kadın meslektaşlarımın mesleki gelişimimdeki katkısı büyük oldu.

Ekonomi editörüm Melisa Ay, Gündem editörümüz Deniz Güngör ve sağlık muhabirimiz Sibel Bahçetepe, kendi uzmanlık alanlarının yanı sıra farklı alanlarda da gazetecilik pratiğimi geliştirmeme yardımcı oldular. Bugüne kadar edindikleri bilgileri, deneyimleri ve benim öğrenmek istediğim pek çok şeyi benimle paylaştılar.

Bunu yalnızca bireysel bir yardım ilişkisi olarak görmüyorum. Gazetecilik, deneyimin ve bilginin aktarılmasıyla gelişen bir meslek. Ancak rekabetin ve mesleki egonun öne çıktığı çalışma ortamlarında bilgi, bazen paylaşılması gereken ortak bir birikim olmaktan çıkarak kişisel bir avantaja dönüşebiliyor. Benim karşılaştığım kadın gazetecilerin önemli bir bölümünün bu yaklaşımın tersine, birbirimize nasıl katkı sunabileceğimiz üzerinden hareket etmesi, mesleki gelişimim açısından büyük bir şans oldu.

Bugün mesleğimi sürdürürken edindiğim bilgi ve deneyimi benden sonra gelen gazetecilere aktarmayı da önemsiyorum. Çünkü bir kadın gazetecinin başka bir kadına mesleki bilgi aktarması, yalnızca bir kişinin gelişimine katkıda bulunmuyor, meslekte daha eşitlikçi ilişkilerin kurulmasına da alan açıyor. Rekabetin kaçınılmaz, dayanışmanın ise istisnai kabul edildiği bir çalışma kültürü yerine, birlikte öğrenmenin ve birbirinin önünü açmanın mümkün olduğunu göstermek gerekiyor. Benim için bu, kişisel bir mesleki sorumluluğun ötesinde, nasıl bir gazetecilik ortamında çalışmak istediğimle de ilgili.

Öte yandan genç kadın gazeteci olmanın beraberinde getirdiği sorunlar da var. Bunlar yalnızca çalıştığım kuruma özgü değil, saha gazeteciliğinde, haber kaynaklarıyla kurulan ilişkilerde ve mesleğin farklı alanlarında karşılaşılabilen, daha geniş bir toplumsal ve mesleki eşitsizlikle ilişkili sorunlar. Erkek egemen çalışma ilişkileri, genç kadın gazetecilerin mesleki yeterliliklerinin sorgulanmasına, fikirlerinin yeterince önemsenmemesine ve ortaya koydukları emeğin görünmezleşmesine neden olabiliyor.

Mesleki bilgiye sahip olmak, haberini iyi araştırmak ve işini başarıyla yapmak her zaman ciddiye alınmak için yeterli olmayabiliyor. Genç kadın gazeteciler, zaman zaman kendilerini ve mesleki yeterliliklerini diğer meslektaşlarından daha fazla kanıtlamak zorunda kalabiliyor. Söylediklerinin dikkate alınmaması, aktardıkları doğru bilgilerin dahi yeterince ciddiye alınmaması ya da aynı bilginin başka bir meslektaş tarafından dile getirildiğinde daha fazla önemsenmesi, mesleki ilişkilerdeki eşitsizliğin gündelik görünümleri arasında. Burada yaşın ve cinsiyetin birbirinden bağımsız işlemediğini düşünüyorum. Genç olmak deneyimsizlikle özdeşleştirilirken kadın olmak da mesleki yetkinliğin sorgulanmasına zemin hazırlayabiliyor. İkisi bir araya geldiğinde, kişinin yaptığı işin kendisinden önce kimliğinin değerlendirilmesi riski artıyor.

Bu sorunlarla nasıl baş edileceği ve bunların farkında olarak mesleğe nasıl devam edileceği, genç kadın gazeteciler açısından önemli bir soru. Erkek egemen bir toplumda yetişen kadınlar olarak bu eşitsizliklerle baş etmeyi çoğu zaman öğrenmek zorunda kalıyoruz. Fakat eşitsizliğe uyum sağlamayı öğrenmekle onu değiştirmek için mücadele etmek aynı şey değil. Ben ve çevremdeki kadın meslektaşlarım, mesleğimizi en iyi şekilde yapmaya çalışırken bir yandan da bu kabulleri sorguluyoruz. Gazeteciliğe başladığımdan bu yana kadın çalışma arkadaşlarımın kendi alanlarında kazandıkları çok sayıda ödüle ve ortaya koydukları başarılı işlere tanıklık ettim. Bu başarılar, kadınların mesleki yeterliliklerini sürekli kanıtlama zorunluluğunun kendisinin ne kadar tartışmalı olduğunu da gösteriyor.

Genç kadın gazeteci olmanın bir diğer boyutu da çalışma hayatının kişisel yaşam üzerindeki etkisi. Gazetecilikte uzun çalışma saatleri, değişen gündem ve haberin gerektirdiği sürekli takip, iş ile özel hayat arasındaki sınırları belirsizleştirebiliyor. İzin gününde haber düşünmek, bir gelişmeyi takip etmek ya da mesleki gelişim için çalışmaya devam etmek, gazeteciliğin gündelik hayatın içine ne kadar yerleştiğini gösteriyor. Bu durum elbette yalnızca kadın gazetecilerin sorunu değil. Ancak genç gazetecilerin meslekte kendilerini kanıtlama çabası ve sürekli öğrenme ihtiyacı, bu yoğunluğu daha da artırabiliyor.

Erkek gazeteciler edindikleri bilgilerle mesleklerini sürdürmeye devam ederken kadın gazeteciler, kendini kanıtlama psikolojisiyle mevcut bilgilerine yenilerini eklemek, kaynak kanallarını büyütmek ve daha fazla haber üretebilmek adına daha fazla zaman ve dolayısıyla emek vermek zorunda kalabiliyor. Buna rağmen kamuoyunda tanınan gazeteci isimlerinin hâlâ ağırlıklı olarak erkeklerden oluşması da ayrı bir çelişki.

Dolayısıyla genç kadın gazeteci olmak benim için hem bir eşitsizlik alanının içinde çalışmak hem de o alanın değişebileceğine ilişkin bir deneyim biriktirmek anlamına geliyor. Bir tarafta cinsiyetçi kabuller, yaşa dayalı hiyerarşiler ve yoğun çalışma koşulları var, diğer tarafta ise mesleki dayanışma, ortak öğrenme ve birlikte üretme imkânı. Ben ikinci alanı büyütmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü gazetecilikte eşitlik, yalnızca kadınların mesleğe girmesiyle değil, mesleki bilgiden karar alma süreçlerine kadar her alanda eşit söz hakkına sahip olabilmesiyle mümkün

2. Gazetecinin kendi kimliklerinden tamamen bağımsız ve nötr olması mümkün mü? Siz kendi kimliklerinizle gazetecilik arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?

Gazetecinin kendi kimliklerinden, içinde yaşadığı toplumdan ve sahip olduğu dünya görüşünden tamamen bağımsız olması mümkün değil bence. Gazeteci de toplumsal ilişkilerin içinde yaşayan, belirli bir sınıfsal konuma, toplumsal cinsiyet deneyimine ve politik koşullara sahip bir insan. Dolayısıyla dünyayı algılama biçimimiz, hangi soruları sorduğumuzu, hangi meseleleri haberleştirmeye değer bulduğumuzu ve haberin hangi yönlerine odaklandığımızı etkiliyor. Bu nedenle gazetecilikte mutlak bir tarafsızlıktan ziyade, gerçeği ortaya çıkarma sorumluluğuna, mesleki etik ilkelere ve haberin doğrulanmasına dayanan bir yaklaşımın mümkün ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Burada birbirine karıştırılmaması gereken iki mesele var: Gazetecinin kimliğinden bağımsız olamaması ile gerçekleri çarpıtması aynı şey değil. Bir gazetecinin toplumsal eşitsizliklere duyarlı olması, onun haberini nesnel ölçütlerle hazırlamasına engel değil. Aksine, kimi zaman toplumda görünmez kılınan ilişkileri ve deneyimleri fark etmesini sağlayabilir. Önemli olan, sahip olduğumuz düşünceleri haberin yerine koymamak, bilgiyi doğrulamak, farklı kaynakları değerlendirmek ve haberin sınırlarını açık biçimde ortaya koymak.

Ben bir kadın, genç ve emek alanında çalışan bir gazeteci olarak kimliklerimi mesleğimden ayrı düşünmüyorum. Emek haberleri yaparken işçilerin çalışma koşullarını, üreticilerin artan maliyetler karşısında yaşadıklarını ya da emeğin nasıl değersizleştirildiğini ele alıyorum. Bunları yalnızca ekonomik göstergeler olarak değil, insanların yaşamlarını doğrudan etkileyen toplumsal meseleler olarak görüyorum. Çünkü ekonomi dediğimiz şey yalnızca rakamlardan, büyüme oranlarından ve piyasa göstergelerinden ibaret değil, aynı zamanda kimin ürettiği, kimin kazandığı ve ortaya çıkan değerin nasıl paylaşıldığıyla ilgili.

Gazeteciliğin toplumsal sorumluluğunun da burada başladığını düşünüyorum. İktidarın veya sermayenin açıklamalarını olduğu gibi aktarmakla yetinmek, gazetecilik yapmak için yeterli değil. Kaldı ki olduğumuz dönemde iktidarın açıklamaları veya iktidar yanlısı haber yapmakta gazetecilik etiği açısından baktığımızda, gazeteciliğin ilk amacı olan “halkın yararı” ilkesini en baştan ezip geçiyor. O açıklamaların arkasındaki koşulları araştırmak, verileri karşılaştırmak ve açıklanmayanı görünür kılmak gerekiyor.

Ben kendi kimliklerimi bu soruları sorabilmemi sağlayan bir deneyim alanı olarak görüyorum. Ancak bunu yaparken mesleki etik ilkeleri, doğrulamayı ve eleştirel mesafeyi korumak zorundayım. Benim için gazetecilikte esas olan, kimliksiz görünmeye çalışmak değil, gerçeğe ulaşma sorumluluğunu yerine getirmek ve bunu yaparken kimin sesinin duyulmadığını da sorgulamak.

3. Kadın gazeteci tanımının sizi güçlendirdiğini veya sınırlandırdığını hissettiğiniz oluyor mu?

Kadın gazeteci tanımı beni cinsiyetim nedeniyle ne güçlü hissettiriyor ne de sınırlandırıyor. Kadınım diye güçlü olmak zorunda hissetmiyorum ancak “kadın” olduğum için bilinçli veya bilinçsiz olarak sınırlandırmak istendiğimde buna karşı koymak bir “güç” olarak nitelendirilecekse öyle de denebilir. Bu kadın olduğum için sınırlandırılmak istendim demek oluyor. Ailem koruma içgüdüsüyle mesleğimin başından bu yana ‘aman bir şey olur’ korkusuyla, sosyal medya kullanıcıları bedenim ve kadınlığım üzerinden yorumlar yaptığında kadın olduğum için bir sınır inşa etmeye çalışsalar da hiçbir zaman kadın olduğum için mesleğimi daha farklı yapmam gerektiğini düşünmüyorum.

Ancak mesleğimi yaparken kadın olmamın bazı durumlarda nasıl değerlendirildiğinin, mesleki ilişkilerimi ve çalışma koşullarımı etkilediğinin farkındayım. Toplum elbet bir yerde inadını kıracak ve bir örnek vermek gerekirse; bir gün “genç kadın gazeteci” olarak değil de “genç gazeteci” olarak cinsiyetimiz ayrılmadan da röportaj vermeyi umuyorum.

Benim açımdan mesele, “kadın gazeteci” tanımından kurtulmak ya da bütün mesleki deneyimimi bu tanım üzerinden açıklamak değil. Mesele, kadın olduğum için karşılaştığım sınırların mesleki üretimimi belirlemesine izin vermemek ve bu sınırları yaratan koşulları sorgulamak. Bir gün kadın gazetecilerin başarılarının ayrıca vurgulanmasına ihtiyaç duyulmaması, mesleki yeterliliklerinin cinsiyetlerinden bağımsız değerlendirilebilmesi önemli bir eşitlik ölçütü olacaktır. O zamana kadar bu tanımın görünür kıldığı deneyimleri konuşmayı gerekli buluyorum.

4. İktidar sahiplerinin medya üzerindeki etkisi gazetecilerin çalışma biçimini nasıl değiştiriyor?

İktidarın medya üzerindeki etkisi, gazetecinin yalnızca hangi haberleri yapabildiğini değil, o haberleri hangi koşullarda üretebildiğini de belirliyor. Türkiye’de medyanın mülkiyet yapısı, ekonomik bağımlılıklar, siyasal baskılar ve yargı süreçleri birlikte düşünüldüğünde gazetecilik, yalnızca haber üretme faaliyeti olmaktan çıkıp aynı zamanda mesleği sürdürebilme mücadelesine dönüşüyor.

İktidarın medya üzerindeki etkisini yalnızca doğrudan sansür veya bir haberin yayımlanmasının engellenmesi üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Hangi konuların gündeme taşınabildiği, hangi haberlerin manşete çıkarıldığı, hangi kaynaklara erişilebildiği ve gazetecilerin hangi koşullarda çalıştığı da bu ilişkinin bir parçası. Ekonomik baskılar, işten çıkarılma riski, haber kaynaklarının sınırlandırılması ve gazetecilerin yargı süreçleriyle karşı karşıya kalabilmesi, mesleki üretimin koşullarını doğrudan etkiliyor. Bazen gazeteciye açıkça ne yazması gerektiğinin söylenmesine bile gerek kalmıyor; baskı ortamı, hangi haberlerin riskli görüldüğüne ilişkin bir sınır oluşturabiliyor.

Bu koşullarda bağımsız medya kuruluşlarının varlığı büyük önem taşıyor. Ancak bağımsız gazetecilik yapmak, yalnızca farklı bir yayın çizgisine sahip olmakla mümkün değil. Haber üretimini sürdürebilecek ekonomik koşullara, mesleki özgürlüğe ve gazetecilerin güvenceli çalışma olanaklarına da ihtiyaç var. Gazetecilerin emekçiler olduğunu unutmamak gerekiyor. Mesleki bağımsızlık ile çalışma koşulları birbirinden ayrı düşünülemez. Ekonomik açıdan güvencesiz bırakılan, düşük ücretle çalışan ve sürekli işini kaybetme riski taşıyan bir gazetecinin karşı karşıya olduğu sorunlar, haber üretiminin niteliğini de etkileyebilir.

BirGün gibi bağımsız yayın kuruluşlarında çalışırken bu mesleki sorumluluğun önemini daha fazla hissediyorum. İktidarın açıklamalarını aktarmanın ötesine geçerek emekçilerin, üreticilerin ve toplumun farklı kesimlerinin yaşadıklarını haberleştirmek, gazeteciliğin kamusal işlevinin önemli bir parçası. Örneğin ekonomi haberlerinde yalnızca açıklanan enflasyon oranını veya büyüme verisini vermekle yetinmemek; bu verilerin işçinin ücretine, çiftçinin üretim maliyetine ve yurttaşın yaşam koşullarına nasıl yansıdığını araştırmak gerekiyor.

Bütün bunlar gazetecinin çalışma yükünü de artırıyor. Bilgiye ulaşmak, verileri doğrulamak, kaynakları korumak ve haberin kamu yararını ortaya koymak, baskı koşullarında daha fazla çaba gerektirebiliyor. Buna rağmen gazeteciliğin görevi, iktidarın çizdiği sınırları doğal kabul etmek değil, o sınırları sorgulamaktır. Çünkü basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin mesleki bir hakkı değil, toplumun doğru bilgiye ulaşabilmesinin de koşuludur.

5. Sizce gazetecilik toplumdaki güç ilişkilerini değiştirebilir mi?

Gazeteciliğin toplumdaki güç ilişkilerini tek başına değiştirebileceğini düşünmüyorum, ancak bu ilişkilerin görünür hâle gelmesinde, sorgulanmasında ve değişim için toplumsal bir zemin oluşmasında önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Çünkü güç ilişkileri yalnızca ekonomik kaynakların veya siyasal yetkinin kimlerin elinde bulunduğuyla ilgili değil, aynı zamanda toplumun neyi bildiği, neyi tartışabildiği ve hangi sorunları ortak bir mesele olarak görebildiğiyle de ilgili. Örneğin emek alanında çalışırken bir işçinin yaşadığı sorunu yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak aktarmakla yetinmemek gerekiyor. O sorunun hangi çalışma koşullarından, hangi ekonomik politikalardan ve hangi güç ilişkilerinden kaynaklandığını araştırmak önemli. Bir işçinin ücretinin neden geçinmeye yetmediğini, bir çiftçinin üretim maliyetlerini neden karşılayamadığını ya da bir işyerinde sendikal örgütlenmenin neden engellendiğini haberleştirmek, yaşananları kişisel sorunlar olmaktan çıkarıp toplumsal tartışmanın parçası hâline getirebilir.

Ekonomi haberlerinin yalnızca piyasa göstergeleri ve resmî açıklamalar üzerinden kurulması, ekonomik kararların toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkilerinin arka planda kalmasına neden olabiliyor. Oysa ekonomiyi yalnızca sermayenin, piyasanın veya iktidarın diliyle anlatamayız. Üretimin nasıl gerçekleştiğini, emeğin nasıl bölüşüldüğünü, ekonomik kararların kimlere yarar sağladığını ve bedelini kimlerin ödediğini de sormamız gerekiyor. Gazetecilik, bu soruları kamusal tartışmanın merkezine taşıyabildiği ölçüde güç ilişkilerinin sorgulanmasına katkı sunabilir.

Burada haberin görünürlüğü de önemli. Bir işyerindeki hak ihlalinin haberleştirilmesi, tek başına o ihlali ortadan kaldırmayabilir. Ancak yaşananların kamuoyuna ulaşması, başka işçilerin benzer deneyimleri tanımasına, dayanışma olanaklarının gelişmesine ve sorumluların hesap vermesi yönündeki talebin güçlenmesine katkı sağlayabilir. Gazeteciliğin etkisi bazen doğrudan bir sonuçta, bazen de toplumun bir meseleyi artık eskisi gibi değerlendirememesinde ortaya çıkar.

Elbette bunun gerçekleşmesi için gazeteciliğin bağımsız olması gerekiyor. Medyanın ekonomik ve siyasal güç odaklarına bağımlı olduğu bir ortamda, bu odakların çıkarlarıyla çelişen meselelerin görünür kılınması zorlaşabiliyor. Bu nedenle basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin haber yapabilmesi açısından değil, toplumdaki farklı kesimlerin kendi deneyimlerini ve taleplerini ifade edebilmesi açısından da önemli.

Genç bir gazeteci olarak benim için de mesele yalnızca haber üretmek değil, yaptığım haberin toplumsal karşılığını düşünmek. Gazeteciliğin bütün sorunları çözeceği gibi bir iddiam yok. Fakat hangi sorunların konuşulacağını, hangi deneyimlerin görünür olacağını ve hangi soruların sorulacağını belirleyen süreçte gazeteciliğin önemli bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğu yerine getirmek, güç sahiplerinin anlatısını yeniden üretmek yerine toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurmayı ve görünmez bırakılan ilişkileri açığa çıkarmayı gerektiriyor.

Sonuçta gazetecilik, toplumdaki güç ilişkilerini tek başına ortadan kaldırmaz, ancak bu ilişkilerin sorgulanabilmesi için gerekli bilgiyi ve tartışma zeminini oluşturabilir. Benim için iyi gazetecilik, yalnızca olanı aktarmak değil, olanın nedenlerini araştırmak ve sonuçlarının kimlerin hayatını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Çünkü gerçeğin görünür hâle gelmesi, değişimin tek başına yeterli koşulu olmasa da vazgeçilmez başlangıçlarından biridir.








Bir Kadın Bir Genç Bir Gazeteci
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku