İşçi Ölümlerinde Gazetecilik
Ekim 22, 2026
Bir Kadın Bir Genç Bir Gazeteci
Ekim 22, 2026

Güç Savaşları: CHP-YENİ PARTİ Çatışması

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Ekim 22, 2026

Röportaj: Asena Karcıer I Yereliz Dergisi

Editör: Caner Özdemir I Psikolog

Editörden

Siyasi ayrılıklar, yalnızca örgütlerin değil, insanların aidiyetlerinin, kimliklerinin ve haklılık duygularının da sınandığı süreçlerdir. CHP–Yeni Parti ayrışmasında “ihanet” ve “direniş” söylemleri, siyasi rekabetin nasıl bir kimlik mücadelesine dönüştüğünü gösteriyor. Peki ideolojik ayrılıklar nerede başlıyor, kişisel iktidar mücadeleleri nerede devreye giriyor?

Bu röportajda, siyasi kopuşların psikolojik dinamiklerini, “biz ve onlar” ayrımının nasıl kurulduğunu ve gazeteciliğin bu kutuplaşma içinde üstlendiği sorumluluğu ele alıyoruz. Çünkü siyasetin görünen çatışmalarını anlamak, arkasındaki güç ilişkilerini sorgulamayı gerektirir.

1 – CHP’den Yeni Parti’ye geçişleri uzun bir süredir takip ediyorsunuz. Bir siyasi partiden ayrılmak, yalnızca örgütsel bir karar mı, yoksa kişinin siyasi kimliğini yeniden kurduğu bir kopuş süreci olarak da okunabilir mi?

İtiraf etmeliyim ki, masanın bu tarafında olmak epey zormuş; yani soru soran değil de, soru sorulan olmak… Ama bu durumun bir avantajı da var, baştan belirtmem gerekirse: Hep soru soran taraf olduğum için konuklarımdan her zaman dürüstlük bekleyen taraf da benim. Bu yüzden size CHP ve Yeni Parti sürecine ilişkin tüm gözlemlerimi dürüstçe aktaracağıma emin olabilirsiniz.

Şimdi sorunuzun cevabına gelirsek…

Açıkçası sürecin bütününü CHP’den Yeni Parti’ye geçiş olarak yorumlamak, eksik bir gözlem olacaktır. Senelerdir yaptığım politika muhabirliği tecrübesine dayanarak söyleyebilirim ki, süreç çok daha eskiye dayanıyor; her şeyin başladığı ana: Aslında CHP 38. Olağan Kurultayı’na. Çünkü o noktadan sonrasında konuşacağımız her şey başlangıcına dayanacak, ‘şaibeli’ olduğu iddia edilen o meşhur kurultaya geri dönecek yani.

O yüzden biraz kurultaydan bahsetmek isterim size…

Kurultayın favori adayı tahmin edeceğiniz üzere 13 yıldır genel başkanlık koltuğunda oturan Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Neredeyse hiç kimse Özgür Özel’in kazanmasına ihtimal vermiyordu. Öyle ki yanında açık açık taraf olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birkaç il başkanı dışında kimse Özel’e oy vereceğini bile sesli bir şekilde söyleyemiyordu. Böylesi bir atmosferde gerçekleşti kurultay. Kurultayı salonda takip eden bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki; ikinci tur oylama CHP’nin tarihinde ilk kez görülen bir durumdu ve salondaki şaşkınlıktan bile bunu anlayabilirdiniz. Özetle, kurultayın olduğu gün bile her şeyin değişeceği, farklılaşacağı çok net belliydi.

Şimdi gelelim CHP ve Yeni Parti ayrımına…

Kurultayın hemen ertesi günü başlayan ‘şaibe’ dedikoduları, mahkemeye yapılan başvuruyla bir soruşturmaya dönüştü ve görülen bir dizi duruşmanın ardından; salon dedikoduları , “mutlak butlan” kararına evrilmiş oldu. Tabi, her şeyden önce belirtmek gerekir ki; mutlak butlan kararı nereden tutarsanız tutun demokraside derin yaralar açacak bir karardır. Seçilmişliğin garantisini yok eden bir emsaldir. Ama mahkeme kararını eleştirmek ya da onaylamamak onu ortadan kaldırmaz. Demem o ki, mutlak butlan verilmiş bir karardır ve mahkeme aksini söyleyene dek de ortadadır.

Biraz giriş olsun istedim bu kısmı, şimdi esas karar sonrasına; yani Yeni Parti’nin kuruluşuna gelmek lazım…

Bu süreci takip ettiğim esnada muhalif seçmende gözlemlediğim temel bir hayal kırıklığını paylaşmak istiyorum önce: O da Özgür Özel’li CHP Genel Merkezi’nin mutlak butlan kararına karşı hiçbir B planının olmaması. Aslında Yeni Parti hızla örgütlene dek bu izlenimin verilmesi. Daha açık ifade etmem gerekirse; bence bir B planı hep vardı ve bu B planı da Yeni Parti’ydi.

Türkiye siyasi tarihine baktığınızda olağan süreçlerdeki siyasi ayrılıklar, genellikle ideolojik ayrılıklara dayanır ve bu ayrılıklar sonrasında örgüt kendi kimliğini yeniden, hatta sıfırdan kurar: İdeolojik olarak yenilenir, alışkanlıklar değişir, söylemler önceki versiyona göre daha çok keskinleşir. Ama hayır; benim gözlemime göre CHP ile Yeni Parti arasındaki ayrılık böyle bir noktada değil. Hatta bu noktadan çok uzakta.

Bu iki partinin arasındaki ayrılık daha çok örgütsel, yani bir örgütün çoğunluğunun verdiği bir kararın yansıması. Zaten aksi olsa Yeni Parti bu kadar hızlı örgütlenemez, bu denli ivmeyi yola çıkar çıkmaz kazanamaz ve yine birden ana muhalefet partisi olamazdı. Özetle, bu iki partinin ayrılık süreci daha çok ‘yeni’ ve ‘eski’ CHP ayrımı gibi. Yeni CHP anlayışı gitti Yeni Parti’yi kurdu; eski CHP anlayışı kaldı ve CHP’yi kuruluş kodlarına geri döndüreceğiz iddiasıyla yeni bir yürüyüşe başladı. Ve hangi CHP’nin yürüyüşü nereye varacak birlikte izleyip, görüyor olacağız.

2 – Kalanların ayrılığı “ihanet”, kendi durdukları noktayı ise “direniş” olarak tanımlaması, siyasette biz ve onlar ayrımının psikolojik olarak nasıl kurulduğunu gösteriyor?

Aslında burada iki ayrı pencereden bakmayı daha doğru buluyorum: Önce kalanların, sonra da gidenlerin penceresinden.   Kalanlar, gidenlere ne diyor? Kalırken dayandıkları nokta ne?

1) Sizin de söylediğiniz gibi ‘atadan, dededen, babadan, aileden emanet partime ihanet edemem’ söylemi, ‘ihanet’in temel dayanaklarından. Tabi buradaki ata, sadece aile büyüğü manasına gelmiyor CHP’liler için. Aynı zamanda kurucu liderleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin de kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten de bahsediyorlar. Öyle ki, birçok üye, CHP’yi bir miras, bir emanet olarak görüyor. Bu bırakın Türkiye’yi, dünya üzerinde bile siyasi partileri incelediğimizde çok nadir denk gelebilecek bir aidiyet hissidir. Dolayısıyla bu aidiyetin bir sonucu olarak da gidenleri mirasa ihanetle suçluyorlar ve kendilerini de bu mirasa sahip çıkmak için kalmış olarak konumlandırıyorlar. Aslında konfor alanı dışına çıkmamayı bilinçaltında böyle temellendiriyorlar.

2) Burası önemli. CHP’de kalan birçok üye ya da seçmen kurultayın şaibeli olduğuna inanıyor; özellikle de belediye başkanlarının yargılanma sürecine paralel olarak ortaya atılan birtakım mesajlaşma iddialarını ya da görüntülerini ‘bu zihniyet’ diyerek kendilerine referans gösteriyorlar. Dolayısıyla gidenleri gerekli olan ‘arınmaya’ karşı geldikleri için de ‘ihanet’ ile suçluyorlar.

Peki kalanlar, gidenleri suçluyor da; gidenler, kalanları suçlamıyor mu?

1) Elbette suçluyor. Hatta gidenler de kalanları ‘ihanetçi’ olarak görüyor ve yine kendilerini ‘direnişçi’ olarak konumlandırıyor. Burada sadece argümanın değiştiğini gözlemliyoruz aslında: Gidenler, kalanları ‘butlancı’ ve ‘demokrasi karşıtı’ olmakla suçlarken; kendilerini ‘seçilmişe, demokrasiye saygı duyan’ olarak adlandırıyor.

2) Gidenlerin en temel dayanağı butlan kararını demokratik bulmamak ve kurultayın şaibeli olmadığını düşünmek. Hatta bu söylemlerin, iddiaların iktidar cenahı tarafından CHP’yi bölmek için üretildiğini ve mahkeme yoluyla da meşru kılınmaya çalışıldığını düşünüyorlar. Başka bir deyişle, gidenlerin kalanları suçladığı bir temel argüman daha ortaya çıkıyor burada: O da, ‘iktidar ortağı’ ya da ‘yancısı’ olmak. Belki de asıl temel ihanet noktasını bilinçaltında buraya konumlandırıyor giden eski CHP’liler.

Şimdi gelelim sorunuzun esas cevabına…

Siyaseti yönetmenin ya da seçmeni ‘taraftara’ dönüştürmenin en kolay yolu; ‘biz’ ve ‘öteki’ yaratmaktır. Seçmen kendisinin diğerinden daha iyi olduğuna inanırsa, aidiyeti artar ve mensubu olduğu cenaha sıkı sıkıya sarılır. Dolayısıyla böylesi bir geçiş sürecinde, her iki tarafın da seçmenden çok taraftara ihtiyacı olduğu dönemde ‘biz’ ve ‘öteki’ kavramının ‘ihanetçiler’ ve ‘direnişçiler’ üzerinden yaratıldığını çok iyi gözlemlemişsiniz diyebilirim; hem de her iki cenah için de. Hatta değişen sadece argümanlar, ayrımın kendisinde, temelinde ya da yaftalanışında bir değişim gözlemleyemiyorum da diyebilirim bu soruya cevap olarak.

3 – CHP’deki çatışmaları izlerken, kişisel rekabetlerin siyasi görüş ayrılığı gibi sunulduğu durumlarla karşılaşıyor musunuz?

İtiraf etmeliyim ki, politika muhabirliği yapan meslektaşlarımın çoğunluğu da bana katılacaktır bu konuda; her siyasi partide kişisel rekabetler, siyasi görüş ayrılığı gibi sunulur zaman zaman. Eğer sorduğunuz ‘Bu dönem, o dönemlerden biri mi?’ ise sorunun cevabı değişir elbette. Biz önce kişisel rekabetlerin siyasi görüş ayrılığı gibi sunulduğu durumlarla karşılaşıp, karşılaşmama cevap arayalım…

Özellikle yerel siyasiler bunu çok iyi kullanır, çevresini ‘biz’ ve ‘öteki’ üzerinden kurarken; esas ayrımının ‘görüş farklılığı’ ya da daha keskin haliyle ‘ideolojiyle’ ilgili olduğuna inandırmak için çaba gösterir. Bu CHP’de de zaman zaman yaşanıyor elbette. Önemli olan soru burada şu olmalı: Bunun yaşanmadığı bir siyasi parti var mı ya da var mıdır? Gelelim benim eklediğim soruya; yani bu ayrılık dönemi, o dönemlerden biri mi? Kesinlikle öyle bir dönem; hem de her iki parti açısından. Genel başkanları bir yana bırakalım; çünkü iddialarında ya da vaatlerinde samimi mi olduklarını zaman gösterecek.

Biz daha küçük konjektörlere bakalım…

Mesela bir milletvekili bir sonraki dönemde de var olacağını öngördüğü partiyi seçiyor ya da seçim yaparken en büyük etkenlerden biri de siyasi ikbali oluyor. Aynı durum il ve ilçe başkanları için de geçerli, hatta çok küçük bir yüzdelik dilimdir ama üyeler için bile geçerli olduğu anlar gözlemlenebilir bu durumun. Kaldı ki siyasetin doğası da bu değil midir zaten?

4 – Gazetecilik açısından CHP–Yeni Parti çatışmasının en görünür tarafıyla, arka planda kalan tarafı arasında nasıl bir fark var?

Açıkçası bu çok zor bir soru… Zira iki parti arasındaki en görünür çatışma ideolojik bir ayrımdan çok, ortada duran bir mahkeme kararı. Yani bu mahkeme kararı ortadan kalktığında bambaşka bir konjektörü de konuşuyor olabiliriz.  Ama yine de bugünkü halinin arka planına bir bakmak gerektiğine katılıyorum ben de…

O arka plandaki esas meselenin de size ilk soruda bahsettiğim gibi ‘yeni’ ve ‘eski’ çatışması olduğunu düşünüyorum. Hatta şöyle bir örnek vereyim size… Özel, genel başkan olduktan sonra İzmir’de gerçekleştirdiğu bir toplantıda ‘Eski, yeniye her zaman yenilir.

Dünyada hiçbir örneği yoktur ki, eskinin yeniyi yendiği’ demişti. Bu cümle beni o zaman da çok etkilemişti açıkçası, zaten bu yüzden olsa gerek kullandığı kelimeleri çok net hatırlıyorum hala. Şimdi o günkü açıklama ile bugünü yorumlayalım…

Özel, yeni zihniyetin eski düzene ve zihniyete galip geleceğini düşünüyor, hatta buna inanıyor. Dolayısıyla bu ayrılığın ardında bir mahkeme kararından çok daha fazlası yatıyor: Eski ve yeni olmak! Görünen ile arka plandaki farkın temeli de elbette siyaset!

5 – Bu süreçte gazetecinin en önemli sorumluluğu sizce taraflar arasındaki çatışmayı aktarmak mı, yoksa çatışmanın arkasındaki siyasi ve toplumsal dinamikleri görünür kılmak mı?

Gazeteciler ve sorumlulukları… Sanırım dünya üzerinde başka hiçbir meslek yoktur ki, kimseyi memnun edemesin ya da sürekli beklentileri karşılamak zorunda olduğunu hissetsin. Hatta sorumluluk üstüne sorumluluk yıkılsın omuzlarına! Biraz içimi dökmüş gibi oldum ama… Böylesi zor süreçlerde en çok yarayı belki de biz gazeteciler alıyoruz, özellikle sosyal medyadaki linç kültürünün geldiği boyut düşünüldüğünde.

Mesela…

Bir haber yapıyorsunuz ve haberde hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını hem de Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamasını kullanıyorsunuz. Buna rağmen bile linç yiyebiliyorsunuz. Hem de her iki tarafın seçmeninden de. Açıkçası böylesi geçiş süreçlerinde, özellikle de her şey yeni ve belirsizken, seçmenin gerginliğinin de hat safhada olmasını, yani o psikolojiyi anlayabiliyorum. Ancak işimizi yapmayı zorlaştıran linç kültürünü asla anlamıyorum.

Şimdi gelelim sorunun cevabına…

Her türlü lince rağmen gazeteciler olarak bir sorumluluğumuz var hem bu süreçte hem diğer tüm toplumsal süreçlerde. O da, taraflar arasındaki çatışmayı aktarmak kadar, esas olanı; yani, bu çatışmanın ardındaki siyasi ve toplumsal dinamikleri görünür kılmak. Eminim ki, benim gibi düşünen meslektaşlarım da bu sorumlulukla hareket ediyordur.








Güç Savaşları: CHP-YENİ PARTİ Çatışması
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku