Zeytin Neden Türkiye’de?
Kasım 1, 2025
Siyasal İletişimde Erkeklik ve Çocukluk
Kasım 13, 2025

Bağımsızlık Psikolojisi

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Kasım 6, 2025

GİRİŞ 

Bağımsızlık arzusu, bugün Türkiye’de yaygın olarak hissedilen bir duygu. İş yerinde mobbinge uğrayan işçiler, erkek egemen düzene karşı mücadele veren kadınlar, devletin “genel ahlak” normlarına direnen LGBTIQ+ bireyler ve savaştan kaçarak ülkemize sığınmak zorunda kalan insanlar aslında benzer bir arayışın peşinde: kendi varoluşlarını koruyabilme arzusu. Hayatın farklı noktalarından insanlar benliklerini korumaya çalışırken, Türkiye’nin üzerinde hissedilen ABD etkisi ve İsrail’in saldırgan politikaları, ülkenin kendi coğrafi benliğini ne kadar koruyabileceğine dair kaygılar da üretmekte. Kısacası bağımsızlık arzusu, ulusal sınırlardan kimliklerimize, kimliklerden zihinlerimize kadar uzanan bir duygudur. Bu makalede; bağımsızlık psikolojisinin inşasını, imkanlarını ve önündeki engelleri okuyacaksınız.

1 – Arzunun İnşası 

Jean-Jacques Rousseau, 1762’de yayımladığı Du Contrat Social adlı eserinde;  ‘’egemenlik yalnızca halka aittir’’ demiştir. Aynı yıl Malesherbes’e yazdığı mektupta ise şöyle diyordu: “Ben bağımsızlığımı, onların sandığı kadar gururun kölesi yapamayacak kadar fazlasıyla severim. Nedir peki bu neden? Başka değil, hiçbir şeyin alt edemediği o boyun eğmez özgürlük ruhu. Onun karşısında onurlar, servet hatta itibar bile benim için hiçbir şeydir.”

Rousseau’nun burada dile getirdiği egemenlik anlayışı, önce kendi hayatında inşa ettiği bir özgürlük biçimidir. Bu mektup da edebiyat çevrelerinin sınır ihlallerine karşı, bir tepki niteliği taşıyordu. Rousseau bu yaklaşımıyla, bağımsızlığın önce bireysel iradede kurulduğunu ortaya koymaktaydı.

İstanbul’un işgalinden sonra İttihat ve Terakki Partisi’nin milliyetçi kanadında Amerikan Mandasına bağlanma fikri ortaya çıkmış, fakat Atatürk Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde buna karşı çıkmıştı. Kurtuluş Savaşı yıllarında halk, padişahın yokluğunda yeni bir otorite arayışı içindeydi. Benliği padişaha, ekonomisi İngilizlere bağlı olan halk, kurtuluşu da kuruluşu da ‘yine bir efendiye bağlılıkta arıyordu. Otoritenin kaybı özgürlük istencini değil kaygıyı üretiyordu. (Fromm, 1969). Fakat 1921 yılında Atatürk, Hakimiyet-i Milliye gazetesine şu demeci veriyordu: ‘’Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’’. 

1923 yılında cumhuriyet ilan edildiğinde de Atatürk,’Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’’ diyecekti. Fransız ihtilalinden ve Rousseau’dan oldukça etkilenmiş olan Atatürk de bağımsız bir karakterdi. Ve karakterini ülkesinin karakteri haline getirmek isteyecekti.  Halk ise yüzyıllarca bağımlı yaşamış olmanın sonucu olarak bağımsızlık arzusundan çok özgürlük korkusu taşıyordu (Fromm, 1969). Çünkü‘’baba figürü’’ne bağımlılık, ‘’yetişkin bir toplum’’ olmayı da engellemişti ve özgürlüğün haz verici yanıyla tanışmaları mümkün olmamıştı. 

Dolayısıyla, bağımsızlık arzusu inşa edilmeden, yönetim biçimi ve ulusal sınırlarıyla gerçek bağımsızlık mümkün değildi. Bu arzunun oluşması için çeşitli adımlar atıldı: 

  • Meclis merkeze alındı (kararı baba değil halk verecek), 
  • ‘’Millet İradesi’’ vurgusuyla otorite figürü topluma yayılmak istendi (herkes bir parça otorite), 
  • Cumhuriyet; milli bayramlar, eğitim reformlar ve halkla doğrudan temas ederek somutlaşması amaçlandı. 

Atatürk, padişahtan doğan otorite boşluğunu meclis ve millet kavramlarıyla doldurarak kolektif bir otorite kurmak istemişti. Bu psikopolitik açıdan, baba figürüne bağımlı bilinçten, bağımsız yurttaş bilincine geçişin bir göstergesiydi.

2 – Bağımsızlık Arzusunun İmkanları

TELE 1’e kayyım atanması ve gazeteciler ile siyasilerin Silivri Cezaevinde terbiye edilmeye çalışılması aslında halkın özgür düşünme gücünü terbiye etmeye (bastırmaya) dönüktür. Yani kitleler hem bedensel hem de düşünsel olarak denetim altına alınmaktadır. Ancak baskılar, kitlelerde özgürlük isteğini daha güçlü biçimde yeniden üretmektedir.

Bunun en önemli örneği; 19 Mart Darbesinin ardından, saraçhanede başlayan ve İstanbul’un tüm ilçelerine yayılan mitingler zinciridir. Bu mitingler, “öz savunma yoluyla yeniden benlik kazanma” sürecidir . Böylece, ortak bir hafızayı ve güçlü bir kolektifi kuran muhalefet, bağımsızlık psikolojisinin  zeminini güçlendirerek, bize geleceği kurma imkanı vermektedir.

3 – Önündeki Engeller  

Yüzleşmeden Kaçış 

Arzu ancak eleştirel düşünceyle beslendiğinde üretken hale gelir; aksi halde körelir ve bağımlılık üretir (Fromm, 1969). Bu nedenle farklı toplumsal kesimler ortak bir arzuda buluşurken, eleştirel ama empatik bir dili korumaları gereklidir. Türkiye’de bağımsız bir toplum inşa edilirken, diğer yandan cumhuriyet bazı kimlikleri bastırarak ‘’travmatik yaralar’’ açmıştır. Dersim, Varlık Vergisi ve 12 Eylül Darbesi gibi travmalar hatırlanmadan, kolektif bir bağımsızlık istenci mümkün değildir. Çünkü travmalarından kaçan bir toplum, iyileşemez ve psikolojik sağlamlığını yitirir. Böyle bir toplum, bağımsız değil sadece uyumlu olur. 

Bir diğer sorun ise 12 Eylül Darbesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan kürt siyasi hareketinin, mücadeleyi ‘’terörize ederek’’ toplumun kürt sorununa duyarlı kesimlerini dahi ‘’travmatize eden eylemler’’ yapmış olmasıdır. Tarihsel süreç içerisinde kürt siyasi hareketi, ‘’ezilen’’ ya da ‘’mağdur’’ sıfatları üzerinden açtığı yaraları bastırmak istemiştir. Dolayısıyla, Türkiye’de baskı dönemleri ‘’çift yönlü travmalar’’ yaratmıştır. Bu yüzden, ortak bir arzuda birleşirken, ‘’özeleştirel’’ davranmak aradaki bağı güçlendirecektir. Bağımsızlık psikolojisinin önünde bir bir engel olarak görünen bu durum, bir imkana da dönüşebilir. 

Korku ve Güvenlik Arzusu 

AKP, muhalefete yapmış olduğu operasyonlar ve ‘’dış güçler motivasyonu’’ ile bağımsızlık arzusunu bastırmaya çalışmaktadır. Bu strateji korku üretirken, halkta korunma ihtiyacı yaratmaktadır. Böylece toplum, ‘’güçten yana’’ pozisyon almakta ve bağımsız bir özne olmaktan çıkmaktadır. 

Bağımlı Ekonomi 

Türkiye’nin emekçi kesimi, 23 yıldır sermayeye karşı savunmasız durumda. Giderek artan yoksulluk ve iş imkanlarının kısıtlı olması, toplumu ‘’mücadele eden değil, hayatta kalan özne’’ olmaya zorlamaktadır. 

Özsaygı Erozyonu 

Türkiye’nin ekonomik ve politik anlamda en çökkün döneminde dahi AKP’nin iktidarda olması, ‘’bir şekilde Erdoğan seçimi kazanır’’ inancının yerleşmesine neden oldu. Öğrenilmiş çaresizliğin bir sonucu olarak kaybedilen özsaygı aynı zamanda psikolojik sağlamlığın yitirilmesi anlamına gelmektedir. 

SONUÇ

Zihinsel ve coğrafi anlamda bağımsızlık, toplumların uzun mücadeleler vererek kazandığı bir olgudur. Bu mücadele, feodal ilişki biçimlerinde başlayan ve küresel sermayeye kadar uzanan bir süreci kapsamaktadır. Devletin ideolojik ve baskı aygıtları bastırmaya çalışır (Althusser, 2019). Toplum dönemsel olarak çaresiz kalır. Ancak, sosyal dayanışmanın iyileştiriciliği, gençlerin, emeklilerin, kadınların, LGBTİQ+ ve diğer çeşitli toplumsal yapıların direnci, bağımsızlık arzusunu ayakta tutmaktadır. 

KAYNAKÇA 

Althusser, L. (2019). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev. A.Tümertekin, ithaki yayınları 

Fromm, E. (1969). Özgürlükten Kaçış,  çev. Ş.Yeğin, Say Yayınları.  

Bağımsızlık Psikolojisi
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin