
Türkiye’de psikoloji eğitimi, son yıllarda hem hızla piyasalaşan üniversite ortamı hem de mesleğin güvencesizleşmesi nedeniyle öğrenciler için ciddi bir baskı alanına dönüştü. Bir yanda niteliksizleşen lisans programları, sertifika ticareti ve performans kültürü; diğer yanda meslek hakkını savunmaya çalışan genç psikologların büyüyen dayanışma arayışı… Tam da bu koşullarda ortaya çıkan Psikoloji Öğrencileri Ağı, bireyciliğin ve rekabetin hâkim olduğu bir alanda, kolektif bir ses olma iddiasıyla dikkat çekiyor.
Bu röportajda, hem bu ağın kuruluş hikâyesini hem de psikoloji öğrencilerinin Türkiye’de karşılaştıkları yapısal sorunlara dair eleştirel perspektiflerini ele alıyoruz
1 – Psikoloji Öğrencileri Ağı nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Kuruluş hikâyenizi kısaca anlatır mısınız?
2025 Mart ayında Sağlık Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Yönetmeliğinin çıkarılmasıyla mesleğimiz büyük bir tehlike altında kalmıştı. Bu yönetmelik diplomamızı neredeyse tamamen etkisiz hale getiren ve yalnızca klinik psikoloji yüksek lisansına sahip meslektaşlarımızın mesleğini icra etmesine izin veren maddeler içeriyordu. İzmir’deki psikoloji öğrencileri olarak mesleğimize sahip çıkmak ve bu konuda bir kamuoyu yaratmak için farklı üniversitelerden bir araya gelerek bir haberleşme ağı oluşturduk.
Mayıs ayında bu konuya dair bir basın açıklaması gerçekleştirdik . Bu dönemde, psikoloji öğrencilerinin hem ülkedeki gelişmelere duyarlı hem de meslek haklarımız için ses çıkartan bir oluşuma sahip olmamasının eksikliğini hissettik. Sertifika ticareti yapan ve kariyer kulüplerini andıran çeşitli psikoloji oluşumları, bu ihtiyacımızı gidermekte yetersiz kalıyordu. Kamusal haklarımızın her geçen gün saldırıya uğradığı bir dönemde toplumun her kesiminin mesleği ve alanı için bir araya gelmesinin her zamankinden önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle İzmir’deki üniversitelerden öğrenciler olarak bir araya gelerek Psikoloji Öğrencileri Ağı‘nı oluşturduk. İleride diğer illerimizdeki üniversitelere de yayılan bir ağ olmasını hedefliyoruz.

2 – Türkiye’de psikoloji öğrencisi olmanın sizce bugün en zor tarafı nedir ?
Bence en zor tarafı, psikolojinin bir bilim alanı olarak gerektirdiği derinliği, hızla piyasalaşan ve niteliksizleşen bir üniversite ortamında sürdürmeye çalışmak. Psikoloji, aslında insanın en kırılgan yanlarını anlamaya çalışan bir disiplin; ama öğrenciler kendilerini çoğu zaman yoğun kaygının, belirsizliğin ve geleceksizleştirilmenin içinde buluyor. Bir yandan “iyi bir uzman” olma baskısı, diğer yandan yetersiz akademik kadrolar, kalabalık sınıflar ve yetersiz lisans eğitimi. Bu tabloda psikoloji öğrencisi olmak, öğrenmekten çok hayatta kalma çabasına dönüşebiliyor.
Psikoloji bölümlerinin son yıllarda bu kadar hızlı açılması da aslında tesadüf değil; daha çok, yükseköğretim programlarının “piyasanın talebine göre ürün veren” bir yapıya dönüşmesinin sonucu. Bu dönüşümde psikoloji popüler bir bölüm olduğu için birçok vakıf ve devlet üniversitesi tarafından adeta “kontenjan genişletme projesi” gibi görülüyor. Ancak nicelik artarken nitelik aynı oranda devam etmiyor. Akademik kadro yetersiz, araştırma olanakları sınırlı, süpervizyon neredeyse yok. Bu durum da öğrencilerin “psikoloji okuyorum ama gerçekten psikoloji öğrenebiliyor muyum?” sorusuyla baş başa kalmasına yol açıyor. Bu süreç yalnızca eğitim kalitesini düşürmüyor; aynı zamanda mesleğin toplumsal değerini ve güvenilirliğini de temelden sarsıntıya uğratıyor diyebiliriz.
3 – Psikoloji bölümünde rekabet ve performans baskısı sizce öğrencilerin ruh sağlığını nasıl etkiliyor ?
Birçok bölümle benzer şekilde psikolojide de ciddi bir işsizlik kriziyle karşı karşıyayız. Mezun olan öğrenciler yıllarca fahiş fiyatlı eğitim ve sertifikaların peşinde koşturmak durumunda kalıyor. İş bulabilenler ise bir meslek yasamızın olmaması sonucunda, çaycılıktan sekteretliğe her şeyi yaparken karın tokluğuna çalışıyor. Lisansı 100-150 kişilik sınıflarda okuyan öğrencilerin, hocalarla organik bir iletişim kurma iletişimi de oldukça kısıtlı kalıyor. Haliyle öğrenciler; “sivrilme”, “öne çıkma” dertleriyle sınıf arkadaşlarını önüne geçmesi gereken rakipler olarak görmeye itiliyor. Biz bu bireyci ve rekabeti öne koyan kültüre son vermek istiyoruz. Geleceğimizi; birbirimizin ayağını kaydırarak ya da “rakipleri eleyerek” değil, bir araya gelerek ve mesleki haklarımızı tek bir ağızdan savunarak kurtarabileceğimizin farkındayız.

4 – Psikoloji disiplininde sınıf, cinsiyet, etnisite, engellilik gibi eşitsizlik eksenlerini konuşmak sizin için ne kadar merkezi?
Bizim için eşitsizlikleri konuşmak psikolojinin “yan alanı” değil, tam merkezidir. Çünkü insan davranışını, duygusunu, ilişkilerini toplumsal bağlamdan kopardığımızda geriye yalnızca steril ve gerçek dışı bir psikoloji kalıyor. Psikoloji, yalnız bireyin iç dünyasında olan bitenle sınırlanamaz; sınıfsal konum, toplumsal cinsiyet rolleri, ırkçılık, engellilik deneyimleri gibi alanları kapsamalıdır. İktidar her geçen gün dezavantajlı konumda bireylerin yoksulluğunu ve yalnızlaştırılmasını körükleyecek politikalar üretirken, psikologlar bu konuyu her fırsatta vurgulamalıdır.
Örneğin yoksulluğun ruhsal etkilerini konuşmadan depresyonu anlamamız mümkün değildir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini hesaba katmadan travmadan bahsetmek eksik kalır. Dolayısıyla bu eksenleri merkeze almak, hem disiplinin etik bir gereği hem de psikolojiyi daha adil ve gerçekçi bir şekilde yeniden kurmanın başlangıcıdır.

5 – Psikoloji Öğrencileri Ağı şu an hangi faaliyetleri yürütüyor (atölye, okuma grubu, kampanya, dayanışma vb.) ?
Şu an ağ içinde çeşitli çalışmalar yürütmek üzerine planlarımız var. “Psikoloji Öğrencileri Ağı Sözlüğü” isimli bir seri başlattık. Bu seride psikolojiye dair kavramları, önemli isimleri kendi perspektifimizden incelemek istiyoruz. Dileyen her öğrenci yer almak için başvuruda bulunabilir. Bunun dışında düzenli okuma grupları oluşturmak, mezun ve akademisyenlerle iletişim kurabileceğimiz kanalları geliştirmek, psikolojiye eleştirel bir yönden bakan tartışmalar düzenlemek istiyoruz. Bütün bu etkinliklerle amacımız, psikoloji öğrencileri arasında kültürel paylaşımı süreklileştiren bir gelenek yaratmak. Özellikle niteliksizleşen eğitim koşullarında birbirimize tutunmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.
Ayrıca meslek etiği, alanın ticarileşmesi, mezunların karşılaştığı güvencesizlik gibi konularda da tartışmalar ve söyleşiler düzenlemeyi, gerektiğinde bu konunun özneleri olarak kampüslerimizde ve meydanlarda sesimizi yükseltmeyi hedefliyoruz. Kısacası, psikoloji öğrencilerinin yalnızlaşmasına karşı kolektif bir alan yaratmaya çalışıyoruz.


