Kıvılcım Kıran ile Kolektif Yas ve Travma
Kasım 27, 2025
Rojin Kabaiş’ten Hanuka Katliamına – CİLT I
Aralık 19, 2025

Günah Keçisi ve Arınma Nesnesi: Hayvanlar

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Aralık 15, 2025

Editörden

Kurban etme, yalnızca bir inanç pratiği değil; iktidarın, suçun ve şiddetin başkasının bedeni üzerinden yeniden düzenlenme biçimidir. Hayvanlar, tarih boyunca günahın devredildiği, arınmanın nesnesi haline getirilen sessiz bedenler olarak konumlandırıldı. Bu yazı, kurban ritüelini ahlaki bir gelenek olarak değil; linç kültürü, türcülük, ekonomi ve kolektif şiddet ilişkisi içinde okuyor. İyilik, paylaşım ve inanç söylemleriyle meşrulaştırılan şiddetin nasıl sıradanlaştığını sorguluyor.

Yazar: Hilal Büşra Akşeker – Felsefeci & Vegan Aktivist

Birilerini ya da bir şeyleri kurban etmenin tarihi yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Kurban etme pratiği kimi zaman linç kültürüyle kendini gösterir kimi zaman da bir inanış üzerinden devam ettirilir. Bir toplumsal linç örneği olarak hayvan kurban etmek; bireyin, kendi günahlarının kefareti olarak kabul edilmekte ve toplumun linç pratiğinin en önemli örneklerinden biri halini almaktadır.Günahlardan arınmak istemenin karşılığı; aynı anda normatif olanın pekiştirilmesi ve topluluğa ait linç kültüründe yer edinme arzusudur. Başkasına (hayvanlar) karşı yapılan infaz eylemi, bireyin ve toplumun egemenliği ile iktidarını koruma istencinde barınır.

Beden; egemenin ve iktidar sahibi olanın, kendi üstünlüğü ile gücünü pekiştirdiği bir alan haline gelir. 

Ölüm ve kan; bir eylem olarak başkaları (insanlar) tarafından seyir haline dönüşmekte, böylece kolektif şiddet durumu da normalleşmektedir.Söz konusu seyrin dışında kalanlara veyahut bu linç kültürünü benimsemeyen kişi veya kişilere ise hayvanın bedeni üzerinden kan ve ölüm yoluyla dolaylı bir şekilde gözdağı verilir. Bir topluluğun öznel adalet ya da iyilik istenci, başka olana ölüm ve şiddeti hak görmektedir.

Linç; hayvanlar üzerinden kendini, bir meta olarak ekonomide de var eder. Hayvan ve hayvan bedeni uzuvlarının pazarlanması, rant başlığı altında karşımıza çıkmakta haliyle peşi sıra ekonomiye de dahil edilmektedir. Sömürge ve kölelik sistemi, 21. Yüzyılda hayvan ve hayvanın bedeni üzerinden katı bir şekilde devam etmekte, endüstrinin ve kapitalizmin çevirdiği çarklara eklenmektedir. 

Bireysel korku, bir kabul olarak inanışlar içerisinde söylemin karşılığını alır akabinde de korkunun bastırılması ya da bertaraf edilmesi için sembolizme dönüşür. Ve nihayetinde toplumsal kimlik üretilmekte, üretilirken de her linç pratiğinde pekiştirilmektedir. Linç pratiği etrafında toplanan kitle, kalabalık vasıtasıyla yok edilen beden üzerinden birlik oluşturmaktadır. 

Bireylerin, kendi eylemlerine karşı “Günah Keçisi” ilan ettikleri hayvanlar, kurban etme pratiğinin nesnesi haline gelir. Ve böylelikle sorumluluğu alınmayan eylemler, bireyin günahı olmaktan çıkarılarak toplumun geneline atfedilmektedir. Dolayısıyla günahlar ve arınma isteği; bireysel olandan toplumsal olanın kabulüne dönüşür. Kitleyi bir arada tutan, kendini aklama ve kendi gibi olanları da kabul görerek aidiyetsiz kalmama isteğidir.

Hayvanın uzuvlarını parçalayarak başkalarına dağıtmak; kitlenin şiddet pratiğini, paylaşma ve iyilik başlıklarıyla süsleyerek ahlaki zemine oturtulan kısmıdır. İşte burada korku, şiddet ve günah görünmez bir hal alırken başka olanı öldürmek, paylaşım ve iyilik olguları altında temize çekilir. Şiddet ve kötülük, iyilik kisvesiyle sıradanlaşır. Günah dolayısıyla öngörülen cezanın (cehennem) belirsizliği, mevcut düzende somut olanı aracı haline getirir. Bu anlamda hayvanlar; söz konusu belirsizliğin mevcut düzendeki somut karşılığı, kurban ise somut olan üzerinden soyut düzendeki cezayı yok etme pratiğine dönüşür. 

Toplumsal linç pratiği etrafında bireysel olarak görünür olma ve görülme isteği, aynı anda onaylanma ihtiyacına karşılık gelir. Bireysel ve kitlesel linç, sözü edilen ihtiyacın köprü ayaklarından yalnızca iki tanesidir. Böylece bir özne olarak hayvan ve hayvanlar, başka özneler tarafından nesneleştirilir. Öznenin beden parçalarını başka bir özneyle bölüşmek; iyilik ve paylaşım güzellemesiyle ahlaki bir performans haline getirilir. 

Üstelik hangi hayvanın yenileceği hangisinin yenilmeyeceğine dair sınıfsal bir düzlem yaratılır. Bu düzlemde kurban edilecek olanlar “Helal” kategorisi altındayken yenilmeyecek olanlar ise genel olarak “Haram” kategorisinde tutulur. Bu bağlamda “Yaratılanı sev, Yaradan’dan ötürü” (Yunus Emre) kelamı askıya alınır ve hayvanlar, türcülüğün getirisiyle zulme uğrar veyahut öldürülür. 

Hayvan endüstrisi, bu ahlaki performansın ahlak ekonomisine dönüştüğü yerdir. Aynı kitle içerisinde hayvanı korumak, hayvana zarar vermemek ve hayvanları, kendilerini koruyamayacak kadar zulme açık olanlar olarak belirtmek ise ahlaki bilinçle temize çekilmiş kitleler yaratır. 

Son kertede vicdan; çifte standartların zeminine dönüşürken aklın sorgulama ve analiz yetisi, yerini kitlesel bilinçsizlik ile gelen fanatizme bırakır.

Fotoğraflar: Canva

Günah Keçisi ve Arınma Nesnesi: Hayvanlar
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin