
(30 Ekim – 19 Aralık 2025)
”Toplumsal olaylarla ilgili gelişmeleri, hızlı değerlendirmek adına başlattığımız Günün Psikopolitiği, biriktirdiği metinlerle ortak bir psikopolitik hat kurduğunu gösterdi. Bu nedenle hem dağınık gündem notları olarak kalmaması hem de dönemin ruh halini kalıcı bir hafızaya dönüştürmek için metinleri bir araya getirdik.”
Erdoğan’ın Posteri Okullarda (30 Ekim 2025)
Erdoğan’ın posteri, bir disiplin mekanizması olarak okullarda. İktidar, öğrenciler üzerinde gözetlenme hissi yaratarak, kendi kendilerini denetim altına almalarını istiyor (Foucault). Bu yolla, itaatkâr ve uysal bir nesil yetişeceği varsayılıyor.Diğer yandan; Erdoğan Atatürk’e denk bir lider kültü haline getirilmeye çalışılıyor. Çünkü toplumun, dünyayı cumhuriyet değerleri üzerinden anlamlandırması istenmiyor. Bu yüzden, Erdoğan’ın öznesi olduğu kahramanlık mitleri ve imgeleri, okullara yerleştiriliyor. Bir liderin, yeni neslin kimlik oluşumunda yer alması hedefleniyor (Moscovici).
Üniversitede Palalı Saldırı (31 Ekim 2025)
İktidarın bir baskı aygıtı olan pala, devlet otoritesi ile iç içe geçmiş durumda (Althusser). Üniversiteli gençleri, bir öğrenciden öte siyasi özne olarak kodlayan iktidar, kampüslerde palalı ideolojik güç gösterisi yapmakta. Ancak bu saldırılar, yeni bir dayanışma imkânı da yaratmakta (Tarrow).
Cadılar Bayramı Suudi Arabistan’da (07 Kasım 2025)

Veliaht Prens Selman’ın “Vizyon 2030” kapsamında, Cadılar Bayramı Riyad’da kutlandı. İslamcı muhafazakârlığın kalbi olan Suudi Arabistan’da, yıllardır haram olan Cadılar Bayramı arzu ekonomisi sayesinde helal kılındı.Suudi yönetimi, kapitalizmin sezonluk ritüeline dahil olurken, halk da 1 geceliğine hem bastırılmış korkularını hem de bastırılmış kimliklerini açığa çıkardı. Böylece, baskı altındaki bir toplumun öfkesi isyana dönüşmeden, devlet kontrollü bir erotik karanlığa akıtılmış oldu.
Rojin Kabaiş’i Kim Öldürdü? (16 Kasım 2025)
Son yıllarda Türkiye’de, “şüpheli kadın ölümü” haberleri sıkça yapılmaktadır. Bu kategori aslında kadınları koruyamayan devletin, ihmallerini ve yetersiz soruşturmalarını görünmez kılma işlevi görmektedir. Oysa bu tür “politik sis perdeleri”nin yarattığı belirsizlik, halkın kendisini yalnız ve çaresiz hissetmesine neden olurken; aynı zamanda“cezasızlık” anlamına geldiği için kadın, çocuk ve hayvan cinayetlerine de cesaret vermektedir. Dolayısıyla“şüpheli kadın ölümü” kategorisi, aslında yaşadığımız toplumsal sistemin ne olduğunu göstermektedir.
Uçak Kazasının Ruhsal Etkileri (16 Kasım 2025)
İktidarın savunma sanayisi üzerine inşa ettiği, “güçlü iktidar miti” kargo uçağının düşmesi ile sarsıldı. Aynı zamanda halk, iki gerçekle yüzleşti:
– Yıllardır büyüsüne kapıldıkları gücün aslında bir “illüzyon” olduğu,– Ve çevresi savaşla kaplı bir coğrafyada ne kadar “korunmasız” oldukları…
Özellikle uçağın düşme sebebi olarak gösterilen; bakımsızlık, yaş ve teknik arıza gibi nedenler, “itibardan tasarruf” etmeyen sistemin, “güvenlik” önlemlerinden tasarruf ettiğini gösteriyor. Bu teknolojik felaket, güvenlik açığının sokak hayvanları ve kadınlarla sınırlı olmadığını ve artık “jeopolitik düzeyde” endişelenmemiz gereken bir konu olduğunu bize söylemektedir.
Devlet Bahçeli ve Psiko – Diplomasi (21 Kasım 2025)
Bahçeli uzun bir süredir, kutuplaşmış kimlik blokları arasında bilişsel çarpışma yaratmaktadır. Onun 2024 yılındaki İmralı açılımı ve her geçen gün el yükselten tavrı, ülkücü bloğun kolektif benliğini zorunlu bir yeniden çerçevelemeye itmektedir. Son olarak, “gerekirse üç arkadaşımı alır İmralı’ya giderim” diyerek, gücünün sınırlarını ifşa etmiş ve iktidara, “devlet aklı benim” mesajını vermiştir. Bahçeli’nin gölge arabuluculuk hamlesi, komisyonu İmralı’ya gitmeye zorlayabilir belki ama; gerçek bir toplumsal barış için ihtiyacımızın İmralı diplomasisinden öte kamu diplomasisi olduğu görülmektedir.

Çıplak Ayaklı Çocuklar (02 Aralık 2025)
Yalın ayakların, lüks botlarla yüz yüze geldiği bu kare; sadece iktidarla halk arasındakiekonomik uçurumu değil, iktidarın çocuk yoksulluğunu ne kadar “olağan” karşıladığını da bize gösterdi. İktidar; sel mağdurlarına çay, çocuklara satranç ve depremzedelere oyuncak fırlatmak gibi geniş bir “gösteri” repertuarına sahip. Oysa bu sahneler, devletin çocukları korumadığı, hatta 76 bin TL’lik botlara maruz bırakarak, “sembolik şiddet” uyguladığı sahnelerdir. Diğer yandan; iktidarın“farkındalık açığı” nedeniyle, toplum her an benzer bir olaya da maruz kalabilir. Dolayısıyla bu kare sadece bir haber değil, siyasi iktidarın ruhsal atmosferini ve sınıf dilini de anlatan bir karedir.
Zorbalığa Uğrayan Öğretmen (10 Aralık 2025)
Geçtiğimiz günlerde, okul içi bir mikro faşizm örneği yaşanırken, olanlar sadece bir grup ergenin öfke boşaltımı değildi. Bu olayda öğrenciler; aşağılama, ağlatma ve teşhir gibi sadistik araçlar üzerinden bir haz üretmişti. Olanların kaynağı, öğrencilerin ahlaki gelişiminden öte, 23 yıllık itibarsızlaştırma rejiminin bir sonucu. Çünkü öğretmen bilgiyi temsil eden bir konumdan, “hizmet personeli” ne indirgendiğinden; veli denetçiye, öğrenci ise müşteriye dönüştü. Ve sonunda; “Artık doktorları dövebiliyoruz” söylemi, bir öğretmene de yansımış oldu.
İç Tasfiye (Spiker Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanması – 15 Aralık 2025)
Devlet içi düzen değişikliği; seks ve uyuşturucu gibi magazinsel anlatılarla perdeleniyor. Ancak sadece perdelenmiyor. Bu anlatılar üzerinden, kişiyi önce kriminalize edip toplum nezdinde fail konumuna düşürüyor. Böylece, kişi ahlaki hedefe dönüştürüldüğü için hemkendisinin hem de temsil ettiği grubun tasfiyesi meşrulaşmış oluyor.
Diğer yandan, bir spikerin kamusal yok oluş hikâyesi, onunla benzer yaşam tarzına sahip televizyoncuları da hizaya getiriyor. Çünkü “Bak başına ne gelir” mesajı, kolektif bilinçdışına yerleşiyor. Kısacası, özellikle de cinsellik, güç savaşlarının ve toplumu hizaya sokmanın bir aracı haline geldi. Bu durum, milyonları “travmatik tekrar’a düşürürken, yargı kararının da sembolik olarak kalabalıkların vermesine neden olmaktadır.
Hanuka Katliamı: Çok Kültürlülük Krizde mi? (19 Aralık 2025)
Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği, Almanya’da Nazi geleneğinin devamı olan AfD’nin ana muhalefet konumuna geldiği bir dönemde; çokkültürlülüğün sembol ülkelerinden Avustralya’da Yahudi toplumunu hedef alan bu katliam, Batı toplumlarında bir arada yaşama arzusunun kırılganlığını ve derin bir krizi açığa çıkarıyor. Bu yaşananlar yalnızca Yahudi toplumunu hedef alan bir nefret eylemi olarak ele alınamaz. Aynı zamanda Avrupa sağının çizdiği normatif ve “makbul kimlik” çerçevesinin dışında kalan tüm gruplar için yansıtmalı bir korku üretmektedir.

Müslümanlar, LGBTİQ+ bireyler, Romanlar ve göçmenler, bu tür saldırıları doğrudan kendilerine yönelmiş olmasa bile, kendi varoluşlarına dair potansiyel bir tehdit olarak deneyimlemektir. Bu durum, toplumsal bilinçdışında “sıradaki kim?” sorusunu sürekli canlı tutmakta; kamusal alanda görünür olmanın bedelinin giderek ağırlaştığı, bir arada yaşama duygusunun ise kırılganlaştığı bir toplumsal iklim yaratmaktadır.
Kuramsal Çerçeve
1 – Foucault – Toplumsal Denetim Teorisi
2 – Serge Moscovici – Sosyal Temsiller Teorisi
3 – Althusser – Devletin Baskı Aygıtları
4 – Tarrow – Toplumsal Hareketler Teorisi
Fotoğraflar
1 – New York Times
2 – TRT Haber
3 – Filiz Kepme Sosyal Medya
4 – Anadolu Ajansı


