Flamenkoda Feminist Psikoloji
Şubat 1, 2026
Edebiyatta Yas ve Bellek – Yılmaz Odabaşı
Şubat 9, 2026

Ergenler Neden Özdağ’ı İstiyor?

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Şubat 4, 2026

2024 yılında Ümit Özdağ, seçmen yaşının 16’ya indirilmesi yönünde bir çağrıda bulunmuştu. İlk bakışta siyasetin gençleşmesine dair bir adım gibi okunan bu çağrı, daha yakından incelendiğinde, çok katmanlı bir psikososyal seçim stratejisine işaret ediyordu.  

Ocak ayında ORC araştırma şirketinin 17–26 yaş arası seçmenlere yönelttiği “Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda; CHP %33, AKP %25,6, Zafer Partisi ise %7 oy aldı. 2028 yılında 18 yaşına girecek yeni genç seçmenlerin de sisteme dahil olacağı düşünüldüğünde, bu tablo cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Zafer Partisi’nin potansiyel bir kilit parti konumuna geldiğini gösteriyor.

Aynı ankette, Zafer Partisi’nin zıttı bir konumda duran sosyalist Türkiye İşçi Partisi’nin %3,5 oy aldığı görülüyor. Türkiye’de artan üniversiteli işsizliği, “ev genci” olgusunu ve yaygınlaşan gelecek kaygısını birlikte düşündüğümüzde ise gençlerin bu kaygılara yönelik çözümü, giderek daha fazla aşırı sağ söylemler içinde aradığını görmek mümkün. 

Ancak Türkiye’nin etnik çeşitliliği, göç gerçeği ve bölgedeki kimlik merkezli çatışmalar birlikte düşünüldüğünde, bu oranlar yalnızca bir eğilim değil, aynı zamanda ciddi bir tehlikeye de işaret ediyor. Bu nedenle ergenlerin ve gençlerin aşırı sağa ve özel olarak Zafer Partisi’ne yönelen ilgisini, önyargılardan arınmış bir biçimde anlamaya çalışmak her zamankinden daha önemli hale geliyor.

Ergenlik dönemi, çocuklar için yoğun bir kimliklenme sürecini ifade eder. Bir tür “ikinci doğum” olarak tanımlanan bu dönem; çoğu zaman öfke, kırılganlık ve depresif duygularla şekillenir. Özellikle anne ve babayı temsil eden otorite figürleriyle çatışmaların arttığı bu süreçte, “Ben kimim?” sorusu neredeyse her gün yeniden yanıtlanmayı bekler. Ancak 2000 ve sonrasında doğan kuşak, Türkiye’nin içinden geçtiği sosyal ve ekonomik krizlerle birlikte büyüdü. Bu nedenle ergenliğin klasik “Ben kimim?” sorusuna, çoğu zaman ondan bile önce gelen “Ben ne olacağım?” sorusu eşlik etti; hatta pek çok genç için bu soru daha acil ve belirleyici hale geldi.

Diğer yandan Türkiye’de süregelen laiklik tartışmaları, alt kimlik–üst kimlik gerilimi, Kürt sorunu, azınlıklar meselesi, gayrimüslimlerin talepleri ve Alevilerin görünmezliği, toplumsal düzeyde hâlâ yanıtlanmamış büyük bir “Biz kimiz?” sorusunu ortaya çıkardı. Bu sorunun askıda kalması ise bireysel kimlik arayışlarını da doğrudan etkileyen bir zemine dönüştü. 

Bu noktada ergenler ve gençler, yaşanan bu bunalımla baş edebilmek için net, keskin ve çözüm iddiası taşıyan bir gücün etrafında toplanma eğilimi gösterdi. Bu yönelim, belirsizlik karşısında anlam ve güven arayışının bir sonucu olarak okunabilir.

Bu belirsizlik ikliminde Ümit Özdağ ve Zafer Partisi, Türkiye’de beyaz orta sınıfın yaşadığı kimlik krizine bir tür “yanıt” olarak sahneye çıktı. Söylem seti ise tanıdık: 2000’ler Avrupası’nda yükselen, göçmen karşıtlığını merkezine alan popülist milliyetçilik. Akademik literatürde tanımlanan bu siyasal hat, Türkiye’nin özgül koşullarına uyarlanarak kitleleri harekete geçiren bir siyasal dile dönüştürüldü.

Bu siyasal dilin en büyük avantajı, neredeyse hiç “bilişsel yük” üretmemesiydi. Son yirmi yılda kitap okuma oranlarının ciddi biçimde düştüğü bir toplumda ve dikkat süresi TikTok videolarıyla şekillenen bir gençlik kuşağı için bu sadelik, söylemin kitleler nezdinde daha hızlı ve kalıcı biçimde yayılmasının önünü açtı. 

Ergen ve genç yetişkinleri mobilize eden bazı söylemler; 

  • Türkiye’nin ulusal güvenliğini eylem odaklı hâle getirmek,
  • Türkiye’deki tüm sığınmacı ve kaçakları bir yıl içinde yurtlarına göndermek,
  • Askeri yargıyı yeniden kurmak,
  • Askeri reform: TSK eğitimini ortaokuldan başlatmak.

Burada “biz ve onlar” ayrımı, ekonomik sıkışmışlığın güvenlikçi bir dile tercüme edilmesiyle güç kazanmaktadır. Özellikle ergenlik dönemine özgü duygusal yoğunluk, kimlik arayışı ve siyah beyaz düşünme biçimi, bu söylemin alımlanmasını kolaylaştırmaktadır. Ancak ayrımcılığa dayalı bu kolektif kimlik inşası, gençler açısından kayda değer bir radikalleşme riski barındırmaktadır.

Ergenlikte baba figürüyle hem özdeşleşme hem de ondan kopma isteği aynı anda yaşanır. Bu çelişki içinde genç özne, bir yandan sınır koyan, öte yandan her şeyi kontrol edebilen bir otorite arar. Sosyal medya tam da bu ihtiyaca hitap eden erkek figürleri üretir: sert bakışlar, kısa ve net cümleler, karanlık estetik ve askerî ya da disiplin çağrışımları… Bu figürler politik olmaktan çok duygusal bir güvenlik hissi sunar; önemli olan ne söyledikleri değil, nasıl göründükleridir. Böylece siyaset, kaygıyı yatıştıran görsel bir nesneye ve estetik bir güvenlik vaadine dönüşür.

Bu noktada politik tercih, ideolojik bir bilinçten çok duygusal ve zihinsel bir rahatlama işlevi görür. Özellikle ergen erkekler için güç, sertlik ve hâkimiyet; kırılganlığı gizlemenin kabul edilebilir yolları olarak siyasette temsil bulur. Dijital mecralarda kurulan bu erkeklik hızlı, sabırsız ve duygusal karmaşıklığa kapalıdır; bu yüzden otoriter ve güvenlikçi söylemlerle kolayca örtüşür.

Bu tablo, gençlerin ve ergenlerin aşırı sağ söylemlere yönelimini basit bir “radikalleşme” etiketiyle açıklamanın yetersiz olduğunu gösteriyor. Zafer Partisi’ne yönelen ilgi, ideolojik bir bağlılıktan çok; belirsizlik, güvencesizlik ve kimlik bunalımı içinde anlam ve güven arayışının bir sonucu olarak okunmalıdır. Ancak bu arayışın güvenlikçi ve dışlayıcı bir siyasal hat üzerinden karşılık bulması, uzun vadede toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme potansiyeli taşımaktadır.

KAYNAKLAR

Parman, T. (2008). Ergenlik ya da Merhaba Hüzün. Bağlam Yayınları.

Ergenler Neden Özdağ’ı İstiyor?
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku