Medusa’nın Salı: Bir Belgeselin Politik Psikolojisi
Şubat 22, 2026
Epstein Vakası: Travma, Sessizlik ve Tanınma
Şubat 26, 2026

Kapitalizm, Patriyarka ve Cinselleştirilmiş Sınıfsal Dokunulmazlık

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Şubat 25, 2026

Yazar: Bilgesu İsmailoğulları – Felsefe Bülteni Editörü

GİRİŞ

Jeffrey Epstein dosyası kamuoyuna yansıdığında olay büyük ölçüde bir “skandal” olarak çerçevelendi. Medyada yer alan haberler, zengin ve sapkın bir milyarderin gizli adasında yürüttüğü karanlık faaliyetler üzerine odaklandı. Bu anlatı doğal olarak büyük bir toplumsal öfke yarattı. Ancak medyatik çerçeve çoğu zaman meseleyi bireysel ahlaksızlık düzeyine indirgedi. Oysa burada dikkat çekici olan yalnızca işlenen suçlar değildir; bu suçların uzun yıllar boyunca görünür olmasına rağmen ciddi bir yaptırımla karşılaşmamış olmasıdır.

2000’li yılların başında mağdur beyanlarının ortaya çıkmasına rağmen etkili bir hukuki sürecin işletilmemesi, dosyanın yalnızca bireysel bir sapkınlık hikâyesi olarak ele alınamayacağını gösterir. Bu noktada soru şudur: Eğer mesele yalnızca “ahlaksız bir birey” olsaydı, neden sistem bu kadar uzun süre sessiz kaldı? Neden erken aşamada güçlü bir müdahale gerçekleşmedi? Bu gecikme, sadece hukuki teknik meselelerle açıklanabilir mi, yoksa daha derin yapısal mekanizmalar mı devrededir?

Skandal, Sermaye, İktidar

Skandal anlatısı, toplumsal rahatlama sağlar. “Kötü bir adam” teşhis edilir, kamu vicdanı rahatlatılır ve dosya kapanır. Ancak yapısal analiz rahatsız edicidir; çünkü sorumluluğu bireyden sisteme doğru genişletir. Bu yazı, Epstein vakasını istisnai bir sapma değil, kapitalist ve patriyarkal güç ilişkilerinin yoğunlaştığı bir örnek olarak ele almayı amaçlamaktadır.

Jeffrey Epstein’ın sahip olduğu servet ve bağlantı ağı, dosyanın en dikkat çekici boyutlarından biridir. Epstein yalnızca zengin bir finans figürü değil; aynı zamanda siyasetçilerle, akademisyenlerle ve medya çevreleriyle ilişki kurabilen bir aktördü. Bu durum, ekonomik gücün toplumsal ve hukuki alanlarda nasıl bir koruma zırhına dönüşebildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Kapitalist toplumlarda ekonomik sermaye yalnızca maddi imkân sağlamaz; aynı zamanda sosyal sermaye ve sembolik güç üretir. Servet, yalnızca harcama kapasitesi değil, aynı zamanda ilişki kurma, itibar edinme ve meşruiyet üretme aracıdır. Bu nedenle ekonomik olarak güçlü bireyler çoğu zaman hukuki süreçlerde daha avantajlı konuma yerleşir. Daha iyi avukatlara erişim, medya üzerindeki dolaylı etki ve siyasal bağlantılar, adalet mekanizmasının işleyişini fiilen etkileyebilir.

Asimetrik Hukuk

Epstein dosyasında da erken dönem hukuki süreçlerin son derece tartışmalı biçimde yürütülmesi, bu güç asimetrisinin somut bir göstergesi olarak okunabilir. Mağdur beyanlarının bulunmasına rağmen verilen hafif cezalar ve yapılan anlaşmalar, ekonomik gücün hukuki alanı nasıl esnetebildiğini düşündürmektedir. Burada mesele yalnızca bireysel bir hukuki hata değildir; kapitalist sistem içinde servetin koruyucu bir işlev üstlenebilmesidir. Bu noktada kapitalist birikim meselesine daha yakından bakmak gerekir. Kapitalizm yalnızca üretim araçlarının sahipliği üzerinden değil, aynı zamanda ağlar ve ilişkiler üzerinden işler. Servet biriktikçe, birey yalnızca daha zengin değil, daha “dokunulmaz” hale gelebilir. Bu dokunulmazlık resmi olarak ilan edilmez; ancak pratikte hissedilir. Güçlü bağlantılar, potansiyel suçun görünürlüğünü azaltabilir ya da sonuçlarını hafifletebilir. Dolayısıyla burada ortaya çıkan tablo, yalnızca ahlaki çöküş değil; ekonomik gücün hukuki ve siyasal alanlarla kurduğu simbiyotik ilişkidir. Kapitalist sistem, eşitsizlik üretirken aynı zamanda bu eşitsizliğin korunmasını da kolaylaştırabilir. Epstein vakası bu açıdan istisnai bir sapma değil; ekonomik gücün sınırlarını test eden uç bir örnek olarak okunabilir.

Patriyarkal Kapitalizm 

Ekonomik güç tek başına açıklayıcı değildir. Vakada dikkat çeken bir diğer boyut, erkek egemen dayanışma ağlarının işleyişidir. Yüksek statülü erkekler arasında kurulan ilişkiler, yalnızca profesyonel bağlantılar değil; aynı zamanda sembolik bir erkeklik dayanışması üretir. Patriyarka, yalnızca aile içinde işleyen bir tahakküm biçimi değildir; kamusal alanı da yapılandıran bir güç düzenidir. Bu düzen içinde erkekler çoğu zaman varsayılan özne konumundadır. Güç, rasyonalite ve liderlik gibi nitelikler erkeklikle özdeşleştirilirken; kırılganlık ve bağımlılık kadınlıkla ilişkilendirilir. Bu sembolik hiyerarşi, belirli davranışların normalleştirilmesini kolaylaştırır.

Epstein dosyasında mağdurların çoğunlukla genç ve ekonomik olarak kırılgan kadınlar olması tesadüf değildir. Güçlü erkek figür ile genç kadınlar arasındaki ilişki eşitler arası bir ilişki değildir. Burada yalnızca yaş farkı değil; statü, servet ve toplumsal konum farkı da belirleyicidir. Patriyarkal yapı, erkeklerin cinsel erişim hakkını açıkça savunmasa da, örtük biçimde normalleştirebilir. Erkeklerin güç ve başarı göstergesi olarak cinsel erişimi sergilemesi, kültürel olarak kimi zaman hoşgörüyle karşılanır. Bu durum, cinselleştirilmiş tahakkümün görünmezleşmesine katkı sağlar. Dolayısıyla ekonomik güç ile erkek egemen kültürel normlar birleştiğinde, çift katmanlı bir koruma mekanizması oluşur. Bir yanda servetin sağladığı hukuki ve siyasal avantajlar; diğer yanda erkek dayanışmasının sağladığı sembolik meşruiyet devrededir. Bu birleşim, mağdurların sesinin daha da kısılmasına yol açabilir. Bu nedenle vakayı yalnızca ekonomik eşitsizlik üzerinden değil; kapitalist-patriyarkal güç yapısının kesişiminde değerlendirmek daha tutarlı görünmektedir.

Kapitalist sistem yalnızca fabrikalarda ya da finans piyasalarında işlemez. Aynı zamanda iş gücünün sürekliliğini sağlayan yeniden üretim süreçlerine dayanır. Bu noktada Silvia Federici’nin çalışmaları önemli bir çerçeve sunar. Federici’ye göre kapitalizm, görünür üretim kadar görünmez yeniden üretim emeğine de bağımlıdır. Bakım, duygusal destek, cinsellik ve bedensel hizmet gibi alanlar çoğu zaman “doğal” sayılır ve ekonomik kategori dışında bırakılır. Bu görünmezlik, kadın emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesine yol açar. Kadın bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değil; aynı zamanda ekonomik ve sembolik işlevlerin yüklendiği bir alan haline gelir. Kapitalizm bu emeği doğrudan ücretlendirmeyerek maliyet düşürürken; patriyarka bu emeği kadınlıkla özdeşleştirerek meşrulaştırır.

Epstein vakasında kadın bedeninin metalaştırılması son derece açık biçimde görülür. Mağdurların genç, ekonomik olarak kırılgan ve sosyal sermayeden yoksun olması, sistematik bir seçimi düşündürür. Burada beden yalnızca bir özneye ait deneyim alanı değil; güç ilişkileri içinde dolaşıma sokulan bir “kaynak” gibi konumlanır. Bu durum, nesneleştirme kavramını gündeme getirir. Kadın bedeninin bir özne olarak değil, bir araç olarak görülmesi; onun iradesinin, deneyiminin ve hikâyesinin ikincilleştirilmesi anlamına gelir. Nesneleştirme yalnızca bireysel bir tutum değildir; kültürel ve ekonomik yapı tarafından sürekli yeniden üretilir. Reklam, popüler kültür ve pornografik temsil biçimleri kadın bedenini arzu nesnesi olarak dolaşıma sokarken, bu temsiller ekonomik kazanç üretir.

Epstein vakasında da benzer bir mekanizma çalışmaktadır: ekonomik güç ile cinsel erişim arasındaki bağ, bedenin metalaşmasını mümkün kılar. Güçlü erkek figür için cinsel erişim bir tercih ya da ayrıcalık iken; ekonomik kırılganlık içindeki genç kadın için bu ilişki hayatta kalma stratejisine dönüşebilir. Bu asimetri, kapitalist-patriyarkal yapının kırılganlık üretme kapasitesini gösterir. Dolayısıyla burada mesele yalnızca bireysel sapkınlık değildir. Kadın bedeninin ekonomik ve sembolik olarak değersizleştirildiği bir düzende, bu tür ilişkiler yapısal olarak mümkün hale gelir.

Liberal Etik ve Rıza 

Vakayı anlamada en kritik kavramlardan biri rızadır. Liberal etik geleneği bireyi özerk ve rasyonel bir özne olarak varsayar. Bu çerçevede iki yetişkin arasında açık bir tehdit ya da fiziksel zor yoksa, verilen onay geçerli kabul edilir. Modern hukuk sistemleri büyük ölçüde bu biçimsel rıza anlayışı üzerine kuruludur. Ancak bu yaklaşımın sınırları feminist siyaset teorisi tarafından uzun süredir eleştirilmektedir. Carole Pateman modern sözleşme teorisinin görünürde eşit bireyler arasında kurulmuş gibi sunulsa da tarihsel olarak erkek egemen bir zemine dayandığını savunur. Ona göre kamusal alan, baştan itibaren erkek özneye göre şekillenmiştir.

Benzer biçimde Catharine A. MacKinnon, rızanın çoğu zaman erkek egemen güç ilişkileri içinde üretildiğini ileri sürer. Kadınların seçenekleri sistematik biçimde daraltılmışsa, verilen “onay”ın ne kadar özgür olduğu sorgulanmalıdır. Bu noktada biçimsel rıza ile maddi rıza arasında ayrım yapmak açıklayıcı olabilir. Biçimsel rıza, hukuken verilen açık onayı ifade eder. Maddi rıza ise ekonomik ve toplumsal eşitlik koşullarında verilen onayı ifade eder. Taraflar arasında ciddi bir güç farkı varsa, verilen karar hukuken geçerli olsa bile etik açıdan sorunlu olabilir.

Epstein vakasında yaş farkı, servet farkı ve statü farkı belirgindir. Ekonomik olarak kırılgan bir genç kadının verdiği onay ile milyonlarca dolarlık servete, güçlü bağlantılara ve yüksek statüye sahip bir erkeğin verdiği onay aynı özgürlük koşullarında değerlendirilemez. Eğer bir taraf için ilişki maddi bir çıkış umudu, diğer taraf için ise sıradan bir tercihse, burada simetrik bir özgürlükten söz etmek güçtür. Dolayısıyla rıza yalnızca “evet” kelimesine indirgenemez. Rızanın üretildiği güç ilişkileri, ekonomik bağımlılık ve toplumsal beklentiler de hesaba katılmalıdır.

Vakada dikkat çeken bir diğer unsur, mağdurların belirli bir sosyoekonomik profile sahip olmasıdır. Genç, ekonomik olarak kırılgan ve çoğu zaman ailevi ya da sosyal destekten yoksun bireyler hedef alınmıştır. Bu durum, tesadüfi bir tercih olarak okunamaz. Kimberlé Crenshaw’ın geliştirdiği kesişimsellik yaklaşımı burada açıklayıcıdır. Cinsiyet, sınıf, yaş ve etnik konum gibi kategoriler tek başına değil; kesişerek çoklu kırılganlık üretir. Genç ve yoksul bir kadın, yalnızca “kadın” olduğu için değil; aynı zamanda sınıfsal ve yaşa bağlı konumu nedeniyle daha savunmasız olabilir.

Epstein vakasında bu çoklu kırılganlıklar belirgindir. Ekonomik bağımlılık, sosyal sermaye eksikliği ve yaş faktörü birleşerek ciddi bir güç asimetrisi yaratır. Bu asimetri, rızanın koşullarını doğrudan etkiler. Dolayısıyla burada karşı karşıya olduğumuz şey, iki bireyin eşit koşullarda yaptığı bir tercih değildir. Aksine, yapısal eşitsizliklerin kesişiminde ortaya çıkan bir güç ilişkisidir. Bu güç ilişkisi, bir taraf için koruma ve dokunulmazlık üretirken; diğer taraf için kırılganlık ve sessizlik üretir.

Sonuç

Jeffrey Epstein vakası ilk bakışta bireysel bir ahlaki çöküş gibi görünebilir. Ancak daha yakından incelendiğinde ekonomik güç, erkek egemen kültür ve eşitsizlik içinde üretilen rıza kavramının kesişiminde ortaya çıkan yapısal bir tablo sunar.

Kapitalizm ekonomik eşitsizlik üretir. Patriyarka bu eşitsizliği cinsiyetlendirilmiş biçimde organize eder. Liberal hukuk ise çoğu zaman biçimsel rızaya odaklanarak maddi eşitsizlikleri arka plana iter. Bu üç unsur birleştiğinde bazı bedenler daha savunmasız, bazı erkek figürler ise daha korunaklı hale gelir. Bu nedenle vakayı yalnızca bir “skandal” olarak değerlendirmek yetersizdir. Skandal anlatısı bireyi hedef alır ve sistemin kendisini görünmez kılar. Oysa burada görülen şey, çok katmanlı bir güç düzenidir.

Bu yazı, meseleyi nihai olarak çözüme kavuşturmayı değil; ahlaki öfkenin ötesine geçerek yapısal bir sorgulama başlatmayı amaçlamaktadır. Eğer rıza eşitsizlik içinde üretiliyorsa ve güç ağları belirli bireyleri fiilen dokunulmaz kılıyorsa, sorun yalnızca bireysel değil; siyasal ve toplumsaldır.

Kaynakça

Crenshaw, Kimberlé (1989). “Demarginalizing the Intersection of Race and Sex.” University of Chicago Legal Forum, 1989(1), 139–167.

Federici, Silvia (2014). Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlkel Birikim. İstanbul: Otonom Yayıncılık.

Fraser, Nancy (2005). Yeniden Dağıtım mı, Tanınma mı? İstanbul: Metis Yayınları.

MacKinnon, Catharine A. (2015). Devlete Doğru Feminist Bir Teori. İstanbul: Metis Yayınları.

Marx, Karl (2011). Kapital, Cilt I. İstanbul: Yordam Kitap.

Pateman, Carole (2018). Cinsel Sözleşme. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

BBC News Türkçe (2019). “Jeffrey Epstein kimdir, hangi suçlamalarla yargılanıyordu?” BBC News Türkçe, 11 Ağustos 2019.




Kapitalizm, Patriyarka ve    Cinselleştirilmiş Sınıfsal Dokunulmazlık
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin