Röportaj : Yapı Yol Sendikası Kadın Meclisi Adına Pınar Aydın – MYK Üyesi

1- Öncelikle Sizleri Tanıyalım
Röportaj teklifiniz için teşekkür ederiz. Özellikle 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’ne özel sayınızda olmak bizim için çok kıymetli. Kısaca bugünün öneminden bahsetmek isteriz.
8 Mart 1857 ‘de New York’ta tekstil işçisi kadınlar günde yirmi saat süren ağır çalışma koşullarına rağmen düşük ücret almaya karşı çıkarak örgütlü ilk kadın grevini gerçekleştirdiler. Bu greve polis saldırdı işçiler fabrikaya kilitlendi. Ardından çıkan yangında fabrika önüne kurulan barikatlardan kaçamayan 129 kadın hayatını kaybetti. Yapı Yol Sen kadın meclisi olarak geçmişten bugüne emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi uğruna hayatlarını kaybeden kadın emekçilerin mücadelesini selamlıyoruz. Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye, baskılara, savaşlara, otoriterliğe karşı sesimizi yükseltiyor. Dünden aldığımız güçle tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.
YAPI YOL SEN bir emek örgütüdür. Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu olan KESK’e bağlı olarak 1992 yılında kuruldu. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, AFAD, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve İller Bankası hizmet kolu olduğumuz kurumlardır. Biz toplumun, karar süreçlerinde örgütlü olarak söz sahibi olduğu, devletten ve piyasadan azami ölçüde arındırılmış, kamusal alanda eşit, ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu hizmetini savunuyoruz.
Biz hizmet kollarımızdaki kurumlarda emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğu bilinciyle mücadele etmekteyiz. 1995 yılında Kadın ve Çevre Sekreterliği ile kadın mücadelesi başlatmış ataerkil zihniyete karşı üretime ve karar organlarına katılmanın önündeki engelleri aşmak için KADIN SEKRETARYASI oluşturulmuştur. Kadın Sekreterliğini ve yönetimlerde kadın kotasını uygulayan ilk sendika olarak kadın meclisi kurulmuş ve karar organı olmuştur.

2 – Yapı – Yol sektöründe kadın olmak, günlük iş pratiğinde nasıl bir yük yaratıyor?
Hizmet kolumuza bağlı kurumlar ne yazık ki son derece eril kurumlardır. Bu eril kurumlarda örgütlenmek kadın olarak birçok engelle karşılaşmamıza neden olmaktadır. Günlük hayatta olduğu gibi iş yerlerinde de eril dilin hâkim olması, taciz, mobbing, güvencesiz çalışma koşulları psikolojik yük yaratmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleştikçe, kadın emeği daha da görülmez bir hal alıyor. İş yerlerinde psikolojik yük, evden yorgun gelmeyle daha da ağır çalışma koşullarına neden oluyor. Çünkü ev içi hizmet, hasta, yaşlı, engelli, çocuk vb. bakım emeği kadına yüklenen bizim gibi toplumlarda kadının yükü oldukça ağır. Biz Yapı Yol Sen olarak tamda bu psikolojik yükün yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması mücadelesi vermekteyiz.
3 – ”Fedakarlık” Söylemi kadın emeğini nasıl politik olarak kontrol altında tutuyor?
Fedakârlık söylemi, özellikle Türkiye’deki muhafazakâr- neoliberal politik bağlamda kadın emeğini (başta bakım emeği, ev içi işler ve annelik emeği olmak üzere) politik bir zemine taşır. Çünkü bu emeği “doğal”, “kutsal”, ve “sevgi temelli” bir görev olarak sunarak devletin sosyal sorumluluklarını kadınlara kaydırır ve bunu ideolojik bir araç haline getirir.
Oysa kadınların ücretsiz emeğini “özveri-şefkat-anne kutsallığı” gibi kavramlarla çerçeveler. Bu sayede bakım emeği sevgiyle yapılan doğal görevler olarak tanımlanır; talep edilmesi, pazarlık edilmesi veya kamusal olarak örgütlenmesi imkânsız hale gelir. Kadın emeği böylece özel alana “aileye” hapsedilir. Ama tam burada politikleşme başlar. Devlet (sosyal devlet) çekilirken bu söylemi kullanarak “aile yılı” gibi politikalarla kreş, bakım hizmetleri gibi kamusal hükümlülüklerden kaçar yükü kadınların “fedakarlığına” yıkar, kadın emeğini doğrudan politik bir enstrümana dönüştürür. Neoliberal politikalarla sosyal haklar kısıtlanırken muhafazakâr ideoloji aileyi yani kadını bakımın tek adresi ilan eder.
Kadınlar, Ücretsiz bakım emeğini, ekonomik krizi, pandemi, deprem, savaş gibi toplumsal yükleri tek başlarına taşır. İstihdamda güvencesiz/ esnek çalışmaya zorlanır çünkü asli görevi evdir. Siyasal temsil ve özneleşme talepleri “fedakârlık” adına bastırılır. Bu klasik bir politik stratejidir. Kadın emeği sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını ve devletin bütçe tasarrufunu karşılayan görünmez emek deposu haline dönüşür. Fedakârlık söylemi; ataerkil-kapitalist düzenin kadınları ülke ekonomisi ve kutsal aile için feda edilmesini meşrulaştırır. Emeği politik iktidarın hizmetine sokar.

4 – ”Bu iş kadın işi değil” algısı hangi bilinç biçimlerini yeniden üretiyor?
Bu iş kadın işi değil algısı toplumsal cinsiyet rollerini ve iş bölümünü “doğal” ya da “ zorunlu” gösteren bir ideolojik mekanizmadır. Bu algı, bireylerin ve toplumun zihninde belirli bilinç biçimlerini sistematik olarak yeniden üretir. Bu algı erkeği “güçlü, teknik liderlik” yapan kadını “zayıf bakım odaklı, İkincil” olarak konumlandıran bir dünya görüşünü pekiştirir. İşler kadın işi, erkek işi olarak ikiye ayrıldığında erkek egemenliği doğal bir gerçeklik haline gelir. Kadınlar inşaat, teknoloji, Yönetim gibi alanlara girdiğinde “yerini bilmesi gerektiği” mesajı verilir. Böylece ataerkil düzen bireysel olmaktan çıkıp kolektif bir ortak akıl olarak yeniden ortaya çıkar.
Okulda, ailede, medyada, işyerlerinde, sokakta “bu iş kadın işi değil “cümlesi çocukların ve yetişkinlerin zihninde cinsiyet rollerinin içselleşmesine yol açar. Kadınlar bu algıyı duydukça kendilerini yetersiz hisseder. Erkeler ise koruyucu – üstün rolünü benimser. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet ayrımcılığı bilinçli bir tercih değil herkesin kabul ettiği toplumsal bir gerçeklik gibi görünür.
Özetle “bu iş kadın işi değil” algısı sadece önyargı değil; ataerkil, cinsiyetçi yanlış ve hegemonik bilinç biçimlerini sürekli yeniden üreten bir döngüdür. Hizmet kollarımız da daha çok teknik, inşaat, yapı, yol gibi kurumlardır. Yapı yol sen olarak örgütlü kadın arkadaşlarımız bu önyargıyı kıran, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan, kadını ikincil konuma getiren bu düzene karşı mücadele veren kadın bilinci yüksek arkadaşlardır.
5 – Kadın çalışanların performansı erkeklerden daha fazla mı denetleniyor?
Evet. Kadınların performansı daha çok denetleniyor. Çünkü çalışma yaşamında derin, köklü cinsiyet önyargıları var. Erkek “yapabilir” kadınlar “yapamaz” olarak bakılıyor. Daha önce de değindiğimiz “bu iş kadın işi değil” algısı toplumda ön yargıya, ön yargıda daha fazla denetlemeye dönüşür. İş hayatında erkek otomatik “yetkin” kabul edilirken kadın “yetersiz” diye varsayılıyor. Bu nedenle kadınlar daha yakından izlenir daha fazla sorgulanır ve daha sert eleştirilir.
Kadınlar aile odaklı, duygusal, fedakâr diye kodlandığı için iş performansları otomatik olarak şüpheyle karşılanır. Ancak ataerkil ve neoliberal politikalara, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine rağmen birçok çalışmada kadınların aynı veya daha yüksek performans gösterdiğini de ortaya koymaktadır.

6 – Erkek meslektaşların dili ve mizahı iş yerindeki psikolojik iklimi nasıl etkiliyor?
İş yerlerinde ve yaşamın her alanında eril dil bizim sendika olarak en çok mücadele ettiğimiz alanlardan biri. Kadınların sürekli ikincil yetersiz veya nesne konumuna yerleştirerek özgüven eksikliğine, değersizlik hissine sürekli onaylanma ihtiyacını tetikler. Cinsiyetçi mizah önyargıları normalize ederek ayrımcılığa toleransı arttırıyor. İş yerlerinde eril dil cinsiyetçi olaylara karşı duyarsızlığı tetikliyor. Eril dil, kadın erkek arasındaki iş birliğini de olumsuz etkilemektedir. Kadını nesneleştiren bu mizah ve dil özgüven ve motivasyon düşürücü olmakla beraber ötekileştirip metal sağlığı bozmaktadır.
Günlük cinsiyetçi şakalar, aşağılayıcı ifadeler zamanla baskıcı bir hal almaya başlar. Çaresizlik, pasiflik gelişir ve kadınların buna uyumlanması zorbalığı, kadını erilleşmeye itebiliyor. Buda iç çatışma ve kimlik krizi yaratıyor.
Sorulara cevaplardan sonra birkaç şey söylemek isteriz.
Günde en az 3 kadın katlediliyor. Türkiye’de aynı gün içinde, 6 kadın katledildi. 2026’nın ilk ayında 22 kadın öldürüldü; 14 kadının ölümü ise kayıtlara ‘şüpheli’ olarak geçti. Bu cinayetler bir ihmale, politika boşluğuna ve sistematik cezasızlığa işaret ediyor. Cezasızlık ve hukuksuzluk nedeniyle failler kadınlar için tehdit olmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuzca çıkılması, 6284 Sayılı Kanun’un etkisiz hale getirilmesinin yanında, iktidar ve gerici-milliyetçi ittifakı, tüm kurumları ve medyasıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını, nefret söylemini yaygınlaştırıyor. Medeni Yasa’nın kadınların lehine maddelerini hedef haline getiren iktidar, yanına tarikat ve cemaatleri de alarak mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızı gasp ediyor.
Siyasi İslam dayatması kadınların kamusal hayattan çekilmesini ve kadınlar için yaşamsal olan laikliği hedefe koyuyor. Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir. Devletin ve hukukun dinselleştirilmesi, patriarkal düzeni güçlendirirken kadınları hem kamusal alandan hem de emek süreçlerinden dışlamayı hedefler. “Kutsal aile” söylemiyle kadın emeğini görünmez ve karşılıksız kılmak isteyen bu düzene karşı laikliği savunmak, aynı zamanda kadınların ekonomik ve toplumsal özgürlüğünü savunmaktır. Laiklik olmadan eşitlik, eşitlik olmadan özgürlük olmaz.
YAPI YOL SEN olarak 8 Mart’ta kamu emekçisi ve tüm kadınları; Yoksulluğa, şiddete, güvencesizliğe karşı barış, laiklik ve özgürlük mücadelesini büyütüyoruz ! Şiarı ile iş yerlerimizde, alanlarda yaşadığımız her yerde mücadele etmeye, eşitlik, özgürlük emek hak adalet barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye davet ediyoruz.


