Marx Ortadoğu’da Neden Kayıp?
Mart 14, 2026
Tiyatroda Kitle Psikolojisi
Mart 27, 2026

Yas ve İktidar

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Mart 15, 2026

Yazar: Ceren Yakıcı – Psikolog

“Kimse yas tutmayacak!” diyen Kreon’un buyruğu bugün de yankılanmaya devam etmektedir. Bu buyruk, yasın eşit dağılmadığı bir dünyayı tarif eder. Yas, çoğu zaman kayıplarımızın ardından gerçekeleşen bir süreç olmasının yanı sıra siyasal bir ayrıcalıktır da aynı zamanda. Kimlerin ölümünün kamusal alanda tanınacağı, kimlerin ölümünün sessizce geçiştirileceği, hangi yaşamların “yaşamdan” sayılacağı ve hangi yaşamların yasının kamusal alanda tutulup tutulmayacağı bir iktidar meselesidir. (Butler, 2024)

Ankara Kolej’de toplanıp Yüksel Caddesine yürümek isteyen ve 6 Şubat’ta gerçekleşen depremin 3. yılında anma gerçekleştirmek isteyen insanlara, polislerin dalga geçer gibi güle güle saldırdığına, bir polisin sağlık emekçisi Reyhan Tüfekçiye tokat attığına, avukat Döndü Kurşunoğlu’nun da söylediği üzere; bir kadının kaburgasının kırıldığına ve bir diğer kadının saçının çekilerek sürüklendiğini öfkeyle ve hüzünle yaşadık ve tanıklık ettik (Yeni Ankara, 2026).

Bu tanık olduğumuz devlet şiddeti, kamusal alanın daraltılmasının ve anma hakkının bastırılmasının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini de görünür kılmıştır. Devlet şiddeti yalnızca copla ya da gözaltıyla değil; yasın görünmez kılınmasıyla da işlemektedir. Kamusal alanın kapatılması, kolektif hafızanın parçalanması anlamına gelir. Tanınma, ifade ve anma hakkı; yalnızca siyasal talepler değil, iyileşmenin önkoşullarıdır. Kamusal yasın bastırılması ise travmanın kronikleşmesine ve toplumsal bağların zayıflamasına yol açmaktadır. 

Cem Kaptanoğlu’nun “Travma, Toplumsal Yas ve Bağışlama” makalesinde ifade ettiği gibi, yası tutulamayan kayıplar, toplumsal bellekte onarılamaz yaralar bırakmaktadır. Kaptanoğlu’na göre, yasın kamusal alanda ifade edilememesi, özneleri ve toplulukları travmanın içinde hapsetmekle kalmaz; aynı zamanda kolektif hafızanın parçalanmasına neden olur. Ayrıca, failin serbest bırakılması gibi cezasızlık politikaları, öznelerde çaresizlik, değersizlik ve öfke gibi duygular pekiştirir. Bu durum, yalnızca bireysel ruh sağlığını değil, kolektif bir toplum olarak bir arada yaşama kapasitemizi de tehdit eder (Kaptonoğlu, 2009).

Judith Lewis Herman ise travma sonrası iyileşmenin üç temel aşamada gerçekleştiğini öne sürer:

1 – Güvenliğin sağlanması,

2 – Tanıklığın inşası ve anlatının bütünlüğünün kurulması,

3 – Bireysel gücün ve sosyal bağlantıların yeniden tesis edilmesi (Herman, 2023).

Bu üç unsur sadece terapötik bağlamda değil; toplumsal hareketlerde, anmalarda, forumlarda, yürüyüşlerde de karşımıza çıkar. Hatay Samandağ’da, TOKİ evlerinin teslim edilmesinin ardından evlerde hala elektrik ve doğalgaz olmaması ve buna rağmen fatura gelmesi, hala konteyner kentlerde kalmak zorunda insanların sesi duyulmadan “dirençli kentler” adına adım atılmaması, Gaziantep Nurdağında rezerv alan ilan edilen bölgelerde yaşayan insanların mülksüzleştirme politikasına karşın, mahkemeye başvurmasının evlerinin teslim edilmeme gerekçesi olması, depremzedelerin davayı geri çekme şartıyla evlerinin teslim edileceği mesajlarını almaları (Cumhuriyet, 2026; Evrensel, 2026), bütün bu süreçler ilk aşama güvenliği sekteye uğratmaktadır.

Isınamayan evler, su basan daireler, mülkiyet hakkı üzerindeki belirsizlikler yalnızca teknik eksiklikler değildir; sürekli tetikte olma halini besleyen yapısal güvencesizliklerdir.

Tanıklık ve kolektif anlatı ise bastırılmış hafızaların yeniden ses bulmasını sağlar. Judith Lewis Herman’ın da dediği gibi: “Suçlarının sorumluluğundan kaçmak için fail, unutmayı teşvik etmek adına elinden gelen her şeyi yapar. Gizlilik ve sessizlik, failin ilk savunma hattıdır. Gizlilik işe yaramazsa fail kurbanının güvenilirliğine saldırır. Onu tamamen susturamazsa, kimsenin dinlememesini sağlamaya çalışır” (Herman, 2024).

Bu bağlamda Ankara’da gerçekleşen polis şiddetini göz önünde bulundurursak, tanıklığın ve anmaların kriminalize edildiği bir ortamda, iyileşmenin ikinci aşaması nasıl tamamlanacaktır? Failin savunma hattı olarak işleyen sessizlik kültürü kırılmadan, toplumsal bağ yeniden nasıl kurulacaktır? Ve belki de en temel soru şudur:

Dinlenilmeyen ve hatta muktedirler tarafından kriminalize edilmeye çalışılan bir tanıklık, gerçekten iyileşebilir mi?

Kolektif travmaların derinliği, yalnızca kaybın ağırlığıyla değil; o kaybın tanınırlığıyla, görünürlüğüyle, hatta yas tutma hakkının teslim ediliş biçimiyle ölçülür. Güvenli bir alandan mahrum kalmış bedenler, adalet arayışı kriminalize edilmiş sesler, kamusal alanda anma imkânı gasp edilmiş hafızalar, tüm bunlar travmanın kronikleşmesine zemin hazırlayan yapısal koşullardır.

Doç. Dr. Banu Yılmaz, “Kayıp ve Yas Psikolojisi” kitabında kolektif yasa dair şöyle demiştir; “Travma yaşamış toplumlar için yas, yalnızca travmadan sonraki yaşama uyum sağlamak ve uzlaşı için değil, aynı zamanda daha sonraki şiddeti olası hale getirecek algılarla mücadele etmek için de gereklidir.” (Yılmaz, 2023)  

İyileşme, yalnızca bireysel bir içe dönüş süreci değil; toplumsal olarak güvenin yeniden inşası, hikâyenin tanıklarca paylaşılabilmesi ve öznenin gücünün topluluklarla birlikte restore edilmesidir. Bu üç aşamanın hiçbiri; failin korunduğu, adaletsizliği yaşayanların susturulduğu, yasın görünmez kılındığı bir ortamda tamamlanamaz.

Kamusal yasın reddi, aynı zamanda toplumsal hafızanın parçalanmasıdır; hafızanın parçalanması ise iyileşmenin önkoşullarının yok edilmesi demektir. Temel insan haklarına erişimin olmadığı, insanlık onuruna yaraşır yaşam koşullarının sağlanmadığı, adalet mekanizmalarının işlemediği bir zeminde, travma sonrası iyileşme veya büyüme söylemi yalnızca retorik bir aldatmacaya dönüşür. 

Gerçek şudur: İyileşme, ancak önce güvenlik hissi yeniden kazanıldığında, ardından tanıklık meşru ve korunur bir alan bulduğunda, son olarak da toplumsal bağlar adalet arayışı etrafında yeniden örüldüğünde mümkün olabilir. Dolayısıyla adaletin, tanınmanın ve kamusal yas hakkının teslim edildiği bir dünyada bireysel ve kolektif iyileşmenin varlığından söz edilebilir.

KAYNAKÇA

Butler, J. (2024). Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü (B. Ertür, Çev.). Metis Yayıncılık. (Orijinal eser 2005 yılında yayımlanmıştır).

Cumhuriyet. (2026). 6 Şubat depremlerinin 3. yılı… Samandağ TOKİ’lerinde duvarlarda çatlak ve su sızıntısı var: Kusurların üstünü çimentoyla örtüyorlar! 

Evrensel. (2026). Nurdağı’nda rezerv alan konutları iddiası: Davadan vazgeçmeyenlere ev verilmiyor. 

Herman.J.L.(2023). Travma ve İyileşme: Şiddetin Sonuçları, Ev İçi İstismardan Siyasi Teröre (T.Tosun, Çev.). Literatür Yayıncılık. (Orijinal eser 1992 yılında yayımlanmıştır)

Herman.J.L.(2024). Hakikat ve Onarım: Travma Mağdurları Nasıl Bir Adalet Tasavvur Eder? (T.Tosun, Çev.). Literatür Yayıncılık. (Orijinal eser 2023 yılında yayımlanmıştır)

Kaptanoğlu.C. Travma, Toplumsal Yas ve Bağışlama, Birikim, Aralık 2009, sayı: 248

Yeni Ankara. (2026). Ankara’da şiddet mağduru kadınlardan polise suç duyurusu. https://www.yeniankara.com.tr/ankara/ankarada-siddet-magduru-kadinlardan-polise-suc-duyurusu-155216

Yılmaz, B. (2023). Kolektif Yas.

E. Keser (Ed.), Kayıp ve yas psikolojisi (s. 513-525). Nobel Akademik Yayıncılık.

Yas ve İktidar
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin