Kutuplaşmış Toplumlarda Psikodrama
Mart 30, 2026
Psikomüzik Nedir?
Nisan 7, 2026

Travmayı Kadınca Yeniden YAzmak

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Nisan 2, 2026

Röportaj: Ayla Türksoy I Yazar

Yazar Ayla Türksoy’la, Nika Yayınevi‘nden çıkan Travmayı Kadınca Yeniden Yazmak adlı kitabı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

1 – “Travmayı Kadınca Yazmak” fikri nasıl ortaya çıktı?

Fikir bir kavram olarak değil, yıllar içinde biriken tanıklıkların, iş yaşamından gelen bakış açısının ve edebiyatın içinden doğdu. Gazeteci olarak adliye ve sağlık muhabirliği yıllarım; adalet, onarım, iyileşme üzerine düşünmek için önemli katkılar sundu. Edebiyat ise anlatmanın olduğu kadar suskunluğun da bir dili olduğunu öğretti. Feminist bir kadın olarak bu sistemler içinde, kendi acına bakmak ve bunun patriyarka ile nasıl bir ilişkisi olduğunu kavramak da bir giriş kapısı gibiydi. Travmanın kadın hayatında çoğu zaman bastırıldığını, yanlış adlandırıldığını ve başkalarının diliyle tarif edildiğini görüyor, biliyordum. Burada önemli olanın “Yeniden” kısmı olduğunu söyleyebilirim. Travmayı Yazmak değil; ‘Travmayı Kadınca Yeniden Yazmak’.. Böylece yalnızca hukuk ya da yalnızca psikolojinin alanında gibi görülen ve kadınların neredeyse tam bir suskunluğa, utanca ya da kavramların diliyle konuşmaya itildiği bir alanda (TRAVMA), özne olarak “söz kurma hakkı nasıl doğar, utanç kime ait, nasıl dayanışma gerçekleştirilir?” gibi konuları, daha çok sezgisel olarak düşünüyordum. Bu da benim için “yeni” bir şeydi. Meselem, travmayı doğrudan anlatmak değil, kadınların onu kendi sesiyle, kendi ritmiyle “yeniden” kurabileceği bir alan açmaktı.

Fikrin olgunlaşmasında psikiyatrist eşim Prof. Dr. Burhanettin Kaya’nın katkısı önemli. Onunla atölye fikrine dair konuşmalarımız, travmanın yalnızca yaşanmış bir acı değil, güven duygusunu, iletişimi, ilişkileri ve insanın kendilik algısını sarsan derin bir kırılma olduğunu güçlü biçimde düşündürdü. Güvenli alanın, yargısız dinlemenin ve acele ettirmeyen bir temasın ne kadar yaşamsal olduğunu görünür kıldı. Böylece atölyeler, baştan beri yazı yazılan yerler olmanın dışında, sözün kendine yavaş yavaş cesaret bulduğu alanlar oldu.

Burada en önemli etik meselelerden biri şuydu: Atölyelerde hiçbir zaman kadınlara “yaşadığınız travmayı anlatın” diyen bir yerden konuşmadım. Çünkü travmayı doğrudan, çıplak haliyle dile getirmeye zorlamak, bazen iyileştirici değil, tersine örseleyici olabilir. Biz sekiz yıl boyunca birlikte başka bir şeyi denedik: Travmanın farklı yazı türleri içinde nasıl işlenebileceğini. Bazen bir öyküde, bazen bir denemede, bazen bir mektupta, bazen de bir şiirde… Dilin imkânları içinde kimi zaman soyutlayarak, kimi zaman anlatıya küçük kurgular ekleyerek, kimi zaman yaşanmış olanla hayal edilmiş olan arasında yaratıcı bir mesafe kurarak. Bu mesafe çok kıymetliydi, çünkü kimi zaman insanı sadece korumuyor, aynı zamanda yeniden kuruyor. Hatta tam da bu yaratıcı alan içinde, travma karşısında kaybedilmiş kontrol duygusunun küçük ama gerçek bir parçası yeniden kazanılabiliyor. Yazı burada sadece ifade değil; ölçüyü, mesafeyi, tonu ve biçimi seçebilme hakkı veriyor. Bu da kadın için güçlü bir özneleşme alanı açıyor.

Atölyelerin bir başka değerli yanı da tek bir disiplinle başlayıp bitmemesiydi. Çünkü travma aynı zamanda kadın hayatında psikiyatriye, felsefeye, sosyolojiye, sanata, müziğe ve hukuka kadar uzanan çok katmanlı bir deneyim. Bu yüzden farklı alanlardan uzmanlar, travmaya kendi pencerelerinden yaklaşan sunumlarıyla bu alanı besledi. ‘Travma Penceresinden Psikiyatri, Sanat ve Yaratıcılık’, ‘Travma Sonrası Yakın İlişki Sorunları’, ‘Yakın İlişkiler ve Örtük Bellek’, ‘Nöroestetik: Beyinde Sanat, Sanatta Beyin’, ‘Kadın/Edebiyat/İtiraz’, ‘Müziğin, Kadın Sesinin Travmalarımızdaki Yeri’, ‘Travmaya Mitolojik Bakış ve İyileşme’, ‘Yalnız Yazmak: Yazar Yalnızdır, Kadın da’ ve ‘Hukuk Travmaya Dönüşmesin’ gibi pek çok başlık, travmayı yalnızca bireysel bir yara olarak değil, toplumsal, kültürel ve estetik bir mesele olarak da düşünmemizi sağladı.

Bugün baktığımda ortaya çıkan şey, yaratıcı bir yazı atölyesi olmaktan ziyade kadınların kendi hikayelerine “maruz bırakılmadan” da yaklaşabildiği, birbirinin tanıklığında güç bulabildiği ve travmayı başkalarının diliyle değil, kendi sözcükleriyle yeniden adlandırabildiği bir “alan” olması imkanı. Travmayı Kadınca Yeniden Yazmak: Bir Feminist Direniş Biçimi isimli kitap da tam olarak bu ortak emeğin, bu çoğul bakışın ve birbirini derin dinleme pratiğinin içinden doğdu.

2 – Yazmanın güçlendirici yanlarına dair gözlemleriniz neler?

Yazı, travmayı ortadan kaldırmıyor ama onun üzerindeki hükmü kırıyor. Bence en güçlendirici tarafı burada. Travma çeşitli çalışmalarda da belirtildiği gibi insanın zaman duygusunu bozar, hafızayı parçalar, dili yerinden eder. Yazmak ise o dağınık içeriğe, ille de düzen vermek zorunda olmadan, bir form kazandırma imkanı sağlıyor. Bu form kimi zaman bir mektup olur, kimi zaman bir sahne, kimi zaman yalnızca bir metafor… Şunu hissedebilmek belki de: “Bu yaşananın içinde kaybolan ben değilim. Buna bakan, bunu adlandıran, bunu dönüştüren de benim.” Bu büyük bir eşik.

Atölyelerde en çok şunu gördüm: Yazı, kadını mağduriyetin donmuş yerinden çıkarıp anlatıcı konumuna geçirebiliyor. Bu önemli. Çünkü anlatıcı olmak yalnızca konuşmak değil ki. Mesafeyi belirlemek, tonu seçmek, susulacak yeri bile kendin tayin etmek… Üstelik yazarken, travmaya ille de “kabuk”, “yara” gibi çok kullanılan isimler vermek zorunda değiliz. Bazen bir kilit metaforu, bazen bir deniz, bazen bir boş sandalye, doğrudan söylenemeyeni taşıyor, kişiye özel oluyor. Bu yüzden yazı yalnızca ifade değil aynı zamanda dayanma, düşünme ve yeniden kurma biçimi. Gücü de buradan geliyor; insanın, kendisinden çalınmış anlam üzerinde yeniden hak iddia etmesinden.

3 – Sizce bu çalışmayı, aynı zamanda feminist bir direniş biçimi kılan nedir?

Biliyoruz ki patriyarka, yalnızca kadın bedeni üzerinde değil, kadın hikayesi üzerinde de iktidar kurar. Ne yaşandığını değil, yaşananın nasıl anlatılacağını da belirlemek ister. Neyden utanılacağını, neyin susulacak olduğunu, neyin “abartı” sayılacağını bize önceden belletir! Dolayısıyla travmayı kadınca yeniden yazmak, sadece kişisel bir iyileşme meselesi değil. Bu aynı zamanda dayatılmış anlam rejimine itiraz. Ben bu yüzden bu çalışmayı feminist bir direniş alanı olarak görüyorum.

Kadın bir travmayı yazdığında sadece kendini anlatmaz. Aynı zamanda dayatılarak kurulan sessizliği deşifre eder. Metni, “Bana böyle oldu” demekten, “Bu düzen bunu yarattı” cümlesine doğru açılır. Burada aynı zamanda kişisel olan politik olana bağlanıyor. Atölyelerde kurulan ortaklık da bunu besledi. Kadınlar birbirlerinin metinlerinde yalnızca benzer acıları değil, benzer susturulma biçimlerini de tanıyorlar. Tanıma anı, politik bir an, çünkü yalnız olmadığını fark eden kadın, yalnızca hafiflemez, aynı zamanda itiraz etmeye başlar. Yazı burada bir ifade aracı olmaktan çıkıp bir karşı-hafıza, bir karşı-anlatı, bir feminist kayıt alanı haline gelebilir.

4 – Kadın edebiyatçıların travmayı işleyiş biçiminde, toplumsal psikolojiye dair nelerle karşılaştınız?

Kadın edebiyatında travma çoğu zaman sadece olayın kendisi olarak değil, olayın ruh ve dil üzerinde bıraktığı tortu olarak çıkıyor karşımıza. Burada toplumsal psikoloji belirleyici. Çokça yapılan şeylerden biri, kadınların yaşadıkları şiddeti ya da kırılmayı önce kendi içlerinde küçültmeleri. “Belki ben yanlış anladım, O kadar da önemli değildi, Ben de susmalıydım” gibi cümleler, aslında bireysel değil, toplumsal olarak öğretilmiş savunma biçimleri. Yani travma yalnızca yaralayan olaydan oluşmuyor, o yarayı değersizleştiren kültür de travmanın parçası oluyor.

Kadın edebiyatçılar bunu aktarabilmek için çoğu zaman düz bir anlatı kurmuyor. Parçalı zaman, kesik ses, boşluklar, tekrarlar, metaforlar, beden hafızası, ev içi nesneler, gündelik hayatın görünmez yükleri… Bunların hepsi travmanın biçimi haline geliyor. Çünkü kadın deneyimi uzun süre “büyük tarih”in dışında bırakıldı. Kadınlar kendi tarihlerini sürekli bir mücadeleyle kurdu. Bir başka dikkat çekici nokta da şu. Kadınların travma anlatılarında bakım verme yükü güçlü biçimde hissediliyor. Yani kadın sadece kendi acısını taşımıyor; ailenin, çocukların, geçmiş kuşakların, bazen toplumun sessizliğini de sırtında taşıyor. Bu yüzden kadınların travmayı yazışı, bireysel bir yara anlatısından çok, bastırılmış bir toplumsal psikolojinin haritasını çıkarabilir diye düşünüyorum.

5 – Psikoterapide feminist yaklaşımlar son dönemlerde çok yaygın. Kitabınız travma terapisine hangi yönleriyle katkı sağlıyor?

Bu kitap, terapi yerine geçen bir çalışma değil. Ama travmaya feminist açıdan bakan terapi alanına katkı sunabilir. Çünkü travmayı yalnızca semptomlar toplamı olarak değil, aynı zamanda dil, toplumsal cinsiyet, sessizlik, utanç ve tanıklık meselesi olarak ele alıyor. Bence kitabın en güçlü katkısı burada. ‘Kadın ne yaşadı, neden sustu?’ sorusunu bireysel bir eksiklik gibi değil, tarihsel ve toplumsal bir sonuç olduğunu düşünmeye davet olarak düşünülebilir. Bu terapi açısından değerli bir kaydırma bence. Kadının yaşadığı şeyi yalnızca içsel bir yara olarak değil, aynı zamanda dışsal bir yapı içinde anlamak gerek.

Kitapta yer alan söyleşiler, makaleler ve atölye metinleri bir tür yaşantı arşivi de sunuyor. Terapistler için bu, kadınların travmayı nasıl dile getirdiklerini, hangi dolaylı anlatım biçimlerine başvurduklarını, metaforların nasıl koruyucu ve açıcı işlev gördüğünü görmek açısından önemli olabilir. Ayrıca atölye deneyimi şunu da gösteriyor. Her travma doğrusal anlatılmaz ve her iyileşme de “başladım, anlattım, bitti” çizgisinde ilerlemek zorunda değil.. Kadın bazen ancak bir imgeyle yaklaşabilir kendine, bazen başkasının metninde kendini tanır, bazen doğrudan değil, dolaşarak, metaforlarla konuşur. Terapide feminist yaklaşımlar, sanırım burada bir fırsat bulabilir. Kadının anlatı ritmine saygı duymakta, yaşadığı şeyin politik bağlamını görmezden gelmemekte ve onu yeniden kendi hikayesinin öznesi olarak kurmakta. Kitabın katkısının, bu alanı kuramsal olarak anlatmak yerine, somut kadın sesleriyle duyulur hale getirmesi olmasını umut ediyorum.

Travmayı Kadınca Yeniden YAzmak
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin