Yazar: Psikolog Ceren Yakıcı
Perde Önünden Kamera Arkasına Ataerkil Tahakküm: Kader (2006) Filminde Hegemonik Erkeklik, Kırılgan Erkeklik ve Tahakküm Pratikleri

ÖZ
Bu çalışma, Zeki Demirkubuz’un Kader (2006) filmini feminist film eleştirisi, hegemonik erkeklik, kırılgan erkeklik (precarious manhood) ve çelişik duygulu cinsiyetçilik (ambivalent sexism) kuramsal çerçeveleri üzerinden incelemektedir. Çalışmada, ana karakter Bekir’in Uğur ile kurduğu tahakküm odaklı ilişki, söylemsel pazarlıklar ve kadının özerklik hamleleri karşısında erkeğin gösterdiği reaksiyonlar nitel bir yaklaşımla ele alınmıştır. Filmdeki diyaloglar ve karakter eylemlilikleri; nesneleştirme kuramı, eril bakış (male gaze), narsistik yaralanma, narsistik öfke ve iyimser ataerkillikten düşmanca ataerkilliğe evrilme dinamikleri ışığında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, erkeğin başlangıçta sergilediği koruyucu-sağlayıcı söylemlerin (iyimser ataerkillik) kadının net sınır çizimiyle Bekir’in kırılgan erkekliğini tetiklediğini; rızanın üretilemediği noktada koruyucu maskenin düşerek yerini küfür ve tokat eylemiyle somutlaşan düşmanca ataerkilliğe (hostile patriarchy) bıraktığını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kader, Kırılgan Erkeklik, Hegemonik Erkeklik, İyimser Ataerkillik, Düşmanca Ataerkillik
1. Giriş ve Teorik Çerçeve

Toplumsal cinsiyet rejiminde erkek arzusu, tarihsel ve kültürel süreçler boyunca evrensel ve koşulsuz bir meşruiyet zırhıyla donatılmıştır. Buna karşın kadının öznel kararları, arzuları ve sınırları sıklıkla erkeğin varoluşsal ihtiyaçları ve kurduğu tahakküm ilişkileri doğrultusunda bastırılmakta ya da tamamen görmezden gelinmektedir (Langford, 1999). Sinematik anlatılarda bu durum, kadının kendi hikâyesinin eyleyen bir öznesi olmaktan çıkarılıp erkeğin arzu, fantezi ya da yıkım nesnesine dönüştürülmesiyle tezahür eder (Mulvey, 1975).
Connell ve Pearse’e (2020) göre hegemonik erkeklik, toplumda erkeğin kadınlar üzerindeki üstünlüğünü ve tahakkümünü meşrulaştıran kültürel/toplumsal dinamikler bütünüdür. Bu yapı, erkeğe her zaman muktedir, sahip olan, koruyan ve yöneten olma rolünü biçer (Messerschmidt, 2018). Vandello ve Bosson’un (2013) kavramsallaştırdığı kırılgan erkeklik (precarious manhood) kuramı ise erkekliğin kazanılması zor, ancak kaybedilmesi oldukça kolay olan ve sürekli toplumsal performanslarla kanıtlanması gereken hassas bir statü olduğunu vurgular.
Glick ve Fiske’nin (1996) Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Kuramı (Ambivalent Sexism Theory) bu kırılganlığın toplumsal dışavurumunu açıklar: Sevecen Ataerkillik (Benevolent Patriarchy) ve Düşmanca Ataerkillik (Hostile Patriarchy). Sevecen ataerkillik; erkeğin kadını koruma, finansal olarak destekleme, ev açma ve onu yüceltme iddiasıyla ortaya çıkan ancak kadını geleneksel ve pasif rollere hapseden şefkatli görünen tahakküm biçimidir. Düşmanca ataerkillik ise kadının erkeğin otoritesine meydan okuması veya sunulan korumayı reddetmesi durumunda açığa çıkan açık öfke, küfür, aşağılama ve bedensel şiddettir.
Kadının çizdiği kesin sınır karşısında erkeğin yaşadığı narsistik yaralanma (narcissistic injury), kırılgan erkekliği harekete geçirir (Vandello&Boşsun, 2013). Sevecen ataerkillik maskesi yırtılır; yerini düşmanca ataerkilliğe, küfüre ve tokat eylemiyle dışa vuran bir öfkeye bırakır.
2. Yöntem
Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden eleştirel metin ve söylem analizi (Fairclough, 2003) ile feminist film eleştirisi yöntemi benimsenmiştir. Demirkubuz’un Kader (2006) filmi amaçsal örnekleme yoluyla seçilmiştir. Analiz birimi olarak filmden seçilen kilit sahnelerdeki diyaloglar, görseller ve fiziksel eylemler; dilsel araçlar, güç ilişkileri ve psikodinamik stratejiler bağlamında ele alınmıştır. İnceleme üç temel mekanizma üzerine oturtulmuştur:
1 – Karakter diyaloglarında beliren mülkiyetçi ve rasyonelleştirici eril söylemsel kalıplar,
2 – Kadının sınır çizme hamlelerine (“Seni ilgilendirmez”, “Çıkma karşıma”) karşı erkeğin geliştirdiği defansif karşı-suçlama ve ağır söylemler,
3 – Kırılgan erkekliğin uyanması ile iyimser ataerkillikten (benevolent patriarchy) düşmanca ataerkilliğe (hostile patriarchy) geçiş dinamikleri; acziyetin küfüre ve tokat eylemine evrilmesi.
3. Bulgular ve Tartışma

3.1. Hegemonik Erkekliğin “Sağlayıcı” Maskesi ve Mülkiyetçi Pazarlık
İlişki odaklı psikoterapi yaklaşımına (Relational-Cultural Therapy) göre sağlıklı bir ilişki pratiği; ötekinin bağımsız hakikatini ve arzusunu tanımayı gerektirir (Benjamin, 1988; Jordan, 2017). Oysa Bekir’in Uğur ile kurduğu diyaloglar, ötekinin arzusunu tanımaktan ziyade onu borçlandırma ve mülkiyet altına alma arzusuyla şekillenir. Uğur’un “Bekir ne istiyorsun gerçekten, ne istiyorsun Bekir? Bu iş nereye gidecek böyle?” sorusu üzerine tren garında geçen diyalog, sevecen ataerkilliğin sağladığı pazarlık zeminini sergiler (Demirkubuz, 2006):
Bekir: “Gel İstanbul’a dönelim… Dönersek pederle arayı düzeltirim, işi gücü tekrar yoluna koyarım. Beraber yaşarız, istersen evleniriz ya da bir daire tutarım size. Annenle kardeşini alırız size bakarım… Zagor’a da bakarım, gene gidersin ziyaretine. Hiç değilse bu sefalet biter, biraz mutlu oluruz.” Erkekliğin Onarımı İçin Kadının Araçsallaştırılması: Bekir, “Dönersek pederle arayı düzeltirim” diyerek kendi toplumsal ve ailevi başarısızlığını onarmak için Uğur’u bir ön koşul olarak görür.
İyimser Ataerkillik (Benevolent Patriarchy): Bekir’in rakip erkeği (Zagor) ve Uğur’un ailesini kapsayacak şekilde bir finansal koruyuculuk teklif etmesi, ev tutma vaadi ve bakıcılık üstlenme söylemi, Glick ve Fiske’nin (1996) kavramsallaştırdığı sevecen ataerkilliktir. Bekir, sevgisini kazanamadığı kadının yoksulluğunu araçsallaştırarak kendisini bir “kurtarıcı” olarak konumlandırır.
Bireysel Arzulardan Arındırma: Bekir, kadının kendi kaderini tayin etme hakkını bir “sefalet” olarak kodlayarak ona kendi “makbul” hayat senaryosunu dayatır.
3.2. Söylemsel Sınır İhlali, Rasyonelleştirme ve Eril Israr
Filmin ilerleyen sahnelerinde Uğur’un sınır çizme hamleleri karşısında Bekir’in sergilediği söylemsel stratejiler, kadının “hayır” cevabını bir durma noktası olarak görmeyen eril işgalciliği gözler önüne serer (Demirkubuz, 2006):
Bekir: “Dönmem İstanbul’a diyorsun… Ama neden? Ailen onlar ne olacak?” > Uğur: “Ne olursa olsun…” > Bekir: “Peki neden? Bütün hayatın boyunca bunu mu yapacaksın?” > Uğur: “Evet yapacağım.” > Bekir: “Nedeni yok mu?” > Uğur: “Yok işte! Ben böyle istiyorum!” > Bekir: “Tamam o zaman, ben de burada kalırım. Ne zararım var sana?” > Uğur: “İstemiyorum Bekir, hoşlanmıyorum senden işte! Yaptığın önemli değil, istemiyorum, zorla mı?” > Bekir: “Ne yapıyorum ki ben sana?..”
3.2.1. Kamera Arkasında Hegemonik Eril Pratikler ve Rıza İhlali :
Bu nesneleştirme ve eril tahakküm dinamiği yalnızca kurgusal düzlemde kalmamakta, filmin üretim ve çekim aşamalarında da doğrudan kendini göstermektedir. Bekir’in bir otel odasında Uğur’un üzerine atıldığı saldırı sahnesinin çekimi esnasında, Uğur karakterini canlandıran oyuncunun (Vildan Atasever) gerçekleşecek bu fiziksel hamleden habersiz bırakılması, bir rıza ihlalidir. Perde önünde Bekir’in Uğur’a uyguladığı sınır ihlali; perde arkasında yönetmen erkinin oyuncunun bedensel ve psikolojik sınırlarını yok sayarak onu manipüle etmesiyle birebir örtüşmektedir.
‘Daha doğal bir tepki’ alma bahanesiyle kadının bilgisinin ve onayının yok sayılması, kadının rızasını ve öznelliğini bir ‘formalite’ olarak gören hegemonik erkeklik anlayışının rejideki tezahürüdür. Kamera arkasındaki bu yönelim, Laura Mulvey’nin kavramsallaştırdığı eril bakış (male gaze) yapısının katmanlaştığını; yönetmenlik otoritesinin kadının ‘özne olarak bilgiye ve rızaya sahip olma hakkını’ elinden alarak onu yalnızca arzulanan ya da dehşete düşürülen görsel bir nesneye indirgediğini kanıtlamaktadır.”
3.3. Kırılgan Erkekliğin Tetiklenmesi: Sevecen Ataerkillikten Düşmanca Ataerkilliğe Geçiş ve Tokat
Filmin en yüksek gerilimli sahnesi, Uğur’un vicdani sorgulamasıyla başlayıp erkeğin ahlaki baskısı, kırılgan erkekliğin tetiklenmesi ve nihayetinde tokat atarak fiziksel şiddet uygulamasıyla sonlanan diyalog akışında gerçekleşir (Demirkubuz, 2006):
Uğur: “Günahsız insanlara acı çektirmeye, çocuklarını öksüz bırakmaya değer mi?..” > Bekir: (Derhal karşı suçlamaya geçerek) “Peki senin ailen? Ailene çektirdiklerin değiyor mu?” > Uğur: (Erkeğin müdahalesini reddederek) “Bu seni ilgilendirmez!” > Bekir: (Ağır konuşarak ahlaki baskı kurar, Zagor’u ve Uğur’un ailesini hedef alır) > Uğur: (Net ve aşılmaz bir özerklik sınırı çekerek) “Bir daha karşıma çıkma!” > Bekir: (Kırılgan erkekliğin harekete geçmesi, sözel acziyet ve küfürle) “…” (Küfür eder) > Uğur: (Geri adım atmayarak kesin tavrını korur) > Bekir: (Tokat atar)
4 – Psikanalitik ve Toplumsal Cinsiyet Temelli Çözümleme:

Defansif Karşı-Yansıtma ve Ahlaki Baskı: Bekir, Uğur’un “Çocuklarını öksüz bırakmaya değer mi?” sorgulamasına karşı “Peki senin ailen?” yanıtını vererek kadının ahlaki üstünlük kurmasını engellemeye ve onu vicdanen çökertmeye çalışır.
Uğur’un Kesin Sınırı ve Kırılgan Erkekliğin Tetiklenmesi: Uğur’un “Bu seni ilgilendirmez” ve ardından gelen “Bir daha karşıma çıkma!” resti, Bekir’in kurmaya çalıştığı “akıl hocası ve kurtarıcı” rolünü kökünden yıkar. Uğur’un çektiği bu kesin sınır, Vandello ve Bosson’un (2013) ifade ettiği kırılgan erkekliği (precarious manhood) derhal harekete geçirir.
Sevecen Ataerkillikten Düşmanca Ataerkilliğe (Hostile Patriarchy) Radikal Dönüşüm ve Tokat: Sahnenin başında “Sana bakarım, ev tutarım, Zagor’a da bakarım” diyerek sevecen ataerkillik (benevolent patriarchy) sergileyen Bekir; Uğur’un net sınırı karşısında kırılgan erkekliğinin sarsılmasıyla bu maskeyi tamamen düşürür. Kadının itaati reddedildiğinde sevecen ataerkillik doğrudan yerini düşmanca ataerkilliğe (hostile patriarchy) bırakır (Glick & Fiske, 1996). Söylemsel düzeyde kadını kontrol edemeyen ve patriyarkal otoritesini yitiren Bekir, yaşadığı acziyeti önce küfürle dışa vurur; ardından tokat atarak bedensel şiddete başvurur. Tokat, kırılan erkeklik gururunu onarmak ve sarsılan fallik otoriteyi düşmanca şiddet yoluyla zorla tesis etme hamlesidir.
Sonuç
Zeki Demirkubuz’un Kader (2006) filmi, erkeğin muhtaçlık ile tahakküm arasına sıkışmış kırılgan yapısını berrak bir şekilde sunar. Bekir karakteri; başlangıçta ev, para, bakıcılık gibi iyimser ataerkil vaatlerle kadını mülkiyetine geçirmeye çalışmakta, bunda başarısız olduğunda ise kadının hayatını kuşatmaktadır.
Uğur’un “Bu seni ilgilendirmez” ve “Bir daha karşıma çıkma” diyerek çektiği net sınır, Bekir’in kırılgan erkekliğini doğrudan tetikler. Bu tetiklenme, sevecen ataerkilliğin (benevolent patriarchy) ne kadar koşullu ve kırılgan bir strateji olduğunu ortaya koyar. Kadını finansal vaatlerle ikna edemeyen ve özerk duruşunu kıramayan Bekir, koruyucu zırhını terk ederek radikal bir biçimde düşmanca ataerkilliğe (hostile patriarchy) geçer. Ağır konuşmalar, küfürler ve en nihayetinde atılan tokat, kırılan erkeklik gururunun rıza üretemediği noktada başvurduğu en çıplak şiddet eylemidir.
Kaynakça:
Benjamin, J. (1988). The bonds of love: Psychoanalysis, feminism, and the problem of domination. Pantheon Books.
Connell, R. W., & Pearse, R. (2022). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar (C. Soydemir, Çev.; 5. bsk.). Ayrıntı Yayınları.
Demirkubuz, Z. (Yönetmen). (2006). Kader [Film]. Mavi Film.
Fairclough, N. (2003). Analysing discourse: Textual analysis for social research. Routledge.
Freud, S. (1957). On narcissism: An introduction. J. Strachey (Ed. & Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud içinde (Cilt 14, ss. 67–102). Hogarth Press. (Orijinal eser 1914 tarihlidir)
Glick, P., & Fiske, S. T. (1996). The Ambivalent Sexism Inventory: Differentiating hostile and benevolent sexism. Journal of Personality and Social Psychology, 70(3), 491–512. https://doi.org/10.1037/0022-3514.70.3.491
Jordan, J. V. (2017). Relational-cultural therapy (2nd ed.). American Psychological Association. https://doi.org/10.1037/0000027-000
Kohut, H. (1971). The analysis of the self: A systematic approach to the psychoanalytic treatment of narcissistic personality disorders. International Universities Press.
Kohut, H. (1972). Thoughts on narcissism and narcissistic rage. The Psychoanalytic Study of the Child, 27(1), 360–400. https://doi.org/10.1080/00797308.1972.11822721
Langford, W. (1999). Revolutions of the heart: Gender, power and the delusions of love. Routledge.
Layton, L., & Leavy-Sperounis, M. (2020). Toward a social psychoanalysis: Culture, character, and normative unconscious processes. Routledge.
Messerschmidt, J. W. (2018). Hegemonic masculinity: Formulation, reformulation, and amplification. Rowman & Littlefield.
Mulvey, L. (1975). Visual pleasure and narrative cinema. Screen, 16(3), 6–18. https://doi.org/10.1093/screen/16.3.6
Vandello, J. A., & Bosson, J. K. (2013). Hard-won and easily lost: A review and synthesis of theory and research on precarious manhood. Psychology of Men & Masculinity, 14(2), 101–113. https://doi.org/10.1037/a0029826


