Kader Filminde Kırılgan Erkeklik
Ağustos 5, 2026
Kötümserlik ve Güvensizlik İkliminde Siyasal Katılım
Ağustos 18, 2026

Aynı Yastıkta Yas’lanmak: Afet sonrası çift ilişkileri

Yazar: Caner Özdemir

Tarih: Ağustos 9, 2026

 

Bir çiftin hikâyesi çoğu zaman yalnızca iki kişinin hikâyesi değildir. Bir evin, bir mahallenin, bir kentin, ortak alışkanlıkların ve birlikte kurulmuş gelecek tasarılarının da hikâyesidir. Bu nedenle büyük bir afet yalnızca insanların yaşadığı mekânları değil, ilişkilerin üzerine kurulduğu gündelik hayatı da değiştirir. Bir sabah uyandığınızda yalnızca evinizin nerede olduğunu değil, hayatınızın bundan sonra nasıl devam edeceğini de bilemez hâle gelebilirsiniz.

Sabah kahvesini içtiğiniz mutfak, çocuğunuzun odası, birlikte yapılan pazar alışverişleri, akşam yemekleri, bayramlar, misafirlikler ve mahremiyetin alışılmış biçimleri değişir. Peki bütün bunların ortasında “biz” ne olur? Aynı kaybı yaşayan iki insan aynı şekilde yas tutmaz. Aynı korkuyu yaşayan iki beden aynı şekilde tepki vermez. Yıllarca aynı yatağı paylaşan iki insan, bir süre sonra aynı yakınlığı paylaşamayabilir. Ve bazen iki insan, bütün hayatlarını birbirine yaslanarak geçirmişken, yaşadıkları kayıpların ardından birbirlerine nasıl yaslanacaklarını yeniden öğrenmek zorunda kalabilir.

Zor Bir Şey Olduğunda “Biz” Ne Olur?

Ev yalnızca duvarlardan oluşmaz. Birlikte yaşanan zamanların, alışkanlıkların, kokuların, eşyaların ve hatıraların da taşıyıcısıdır. Çerçeve değiştiğinde resim aynı kalabilir mi? Belki kalabilir. Ama ışığı değişir, renkleri değişir, birbirine olan mesafeleri değişir. Çiftler için ev, ilişkinin sessiz tanıklarından biridir. Nerede uyunduğunu, nerede konuşulduğunu, nerede kavga edildiğini, nerede barışıldığını bilir. Çocukların ilk adımlarına, hastalık gecelerine, bayram sofralarına ve birlikte geçirilen sıradan akşamlara tanıklık eder. Bu nedenle bir evin kaybı yalnızca bir adresin kaybı değildir. Bazen insan, kendisini “biz” yapan gündelik hayatın da kaybolduğunu hisseder.

Bazen kaybedilen, dört duvarın ötesinde bir şeydir: psikolojik ev. Ev, yalnızca içinde yaşadığımız yer değil; kendimiz olabildiğimiz yerdir. Kapıyı kapatabildiğimiz, yalnız kalabildiğimiz, ağlayabildiğimiz, öfkelenebildiğimiz, sevdiğimize dokunabildiğimiz ve yeniden bir araya gelebildiğimiz bir alan. Bu nedenle geçici bir yaşam alanına taşınmak, yalnızca başka bir yerde yaşamaya başlamak anlamına gelmez. Bazen insan, kendi hayatının sınırlarını yeniden çizmek zorunda kalır. Çiftler için bunun başka bir karşılığı daha vardır: Birlikte yaşadıkları mekân değiştiğinde, birlikte olma biçimleri de değişir. Belki de afet sonrası çift ilişkilerini anlamaya çalışırken sorulması gereken sorulardan biri şudur: Evimizi kaybettiğimizde, birbirimizin içinde hâlâ bir ev bulabilir miyiz?

Aynı Acıyı Yaşamak, Aynı Yası Tutmak Değildir

​Toplumsal cinsiyet rejiminde erkek arzusu, tarihsel ve kültürel süreçler boyunca evrensel ve koşulsuz bir meşruiyet zırhıyla donatılmıştır. Buna karşın kadının öznel kararları, arzuları ve sınırları sıklıkla erkeğin varoluşsal ihtiyaçları ve kurduğu tahakküm ilişkileri doğrultusunda bastırılmakta ya da tamamen görmezden gelinmektedir (Langford, 1999). Sinematik anlatılarda bu durum, kadının kendi hikâyesinin eyleyen bir öznesi olmaktan çıkarılıp erkeğin arzu, fantezi ya da yıkım nesnesine dönüştürülmesiyle tezahür eder (Mulvey, 1975).

Birbirine Yaslanmak Her Zaman Mümkün müdür?

Travma sonrasında güven duygusu sarsılabilir. Bu güven yalnızca bireysel olarak değil, ilişkisel olarak da yeniden kurulabilir. Çiftlerin stresle baş etme biçimlerini inceleyen araştırmalarda dyadic coping, yani çift olarak baş etme, ilişki doyumuyla anlamlı biçimde ilişkilendirilmiştir. 17 binden fazla katılımcıyı kapsayan bir meta-analiz, çiftlerin stresle birlikte baş etmesinin ilişki doyumuyla güçlü bir ilişki içinde olduğunu göstermiştir (Falconier et al., 2015). Buradaki mesele yalnızca “eşim yanımda” değildir. Asıl mesele şudur: “Yaşadığım şeyi sana anlatabiliyorum ve sen onunla baş etmemi biraz daha mümkün hâle getiriyorsun.” Bazen birlikte baş etmek konuşmaktır. Bazen hiçbir şey söylemeden aynı odada oturmaktır. Bazen çocukla ilgilenmektir. Bazen diğerinin bir günlüğüne güçlü olmasına izin vermektir. Belki de “yas’lanmak” tam burada başlar: Birbirinin yasını almak değil, birbirinin yasına yer açmak.

Yasın Bedendeki Hâli

Yas yalnızca zihinde yaşanmaz. Uyku bozulabilir, iştah değişebilir, beden yorulabilir ve sinir sistemi uzun süre alarm hâlinde kalabilir. Dokunmak bazen iyi gelir, bazen dayanılmaz olabilir. Bu nedenle afet sonrasında bir insanın eşine eskisi kadar sarılmak istememesi, konuşmak istememesi ya da cinsel yakınlığa ihtiyaç duymaması her zaman “artık sevmiyor” anlamına gelmez. Bazen beden, yakınlığı yeniden öğrenmek için zamana ihtiyaç duyar.

Travma sonrası psikolojik belirtilerin çift ilişkilerini ve evlilik doyumunu etkileyebildiğini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Özellikle stresin çiftin ortak ebeveynlik ve ilişki süreçleri üzerinden ilişki doyumuna yansıyabildiği görülmektedir. Bu nedenle afet sonrası ilişkileri yalnızca bireysel travma üzerinden değil, iki kişinin birbirinin tepkilerine nasıl karşılık verdiği üzerinden de düşünmek gerekir.

Arzu Mümkün mü Hala? 

Afet sonrasında cinsellik hakkında çok az konuşuyoruz. Oysa cinsellik yalnızca cinsel ilişki değildir. Dokunabilmek, rahatça uyuyabilmek, baş başa kalabilmek, utanmadan yakınlaşabilmek, arzu edebilmek ve bedeni güvende hissedebilmek de mahremiyetin parçalarıdır. Geçici yaşam alanlarında mahremiyetin azalması, kalabalık yaşam, çocukların sürekli yanında olması, ekonomik kaygılar, yorgunluk ve travma belirtileri cinsel yaşamı etkileyebilir. Üstelik cinsellik bazen yasın karşısında suçluluk da yaratabilir: “Bunca şey yaşanmışken nasıl arzu duyabilirim?”

Oysa yas ve yaşam birbirinin karşıtı değildir. İnsan aynı anda hem özleyebilir hem gülebilir; hem ağlayabilir hem arzulayabilir. Kaybı taşıyabilir ve aynı zamanda bir başkasının yanında kendisini güvende hissedebilir. Bu nedenle afet sonrası cinselliği yalnızca “azaldı mı, arttı mı?” sorusuyla değerlendirmek yetersizdir.

Belki asıl soru şudur: Beden yeniden güvenli bir yer gibi hissedilebiliyor mu? 2023 Türkiye depremlerinin ardından çift ilişkilerini doğrudan inceleyen Bakır ve Doğan’ın (2026) çalışması da bu karmaşıklığa işaret etmektedir. Araştırmacılar, takip eden 18 aylık süreçte cinsel sorunların yanı sıra çatışma, saldırganlık ve ilişki çözülmelerinin görülebildiğini; travma ve yasın yanında dış stres kaynaklarının da bu süreçlerde etkili olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte bazı çiftlerde birlikte baş etme stratejileriyle ilişkisel gelişim de gözlenmiştir. Bu bulgu önemli. Çünkü afet sonrası ilişkinin hikâyesi yalnızca yakınlaşma ya da ayrılma değildir. Aynı ilişkinin içinde yakınlık ve uzaklık, dayanışma ve çatışma, birbirine tutunma ve birbirinden kaçma aynı anda var olabilir.

Yaklaşırken Uzaklaşmak

Bir çift fiziksel olarak aynı yerde bulunabilir ama birbirine duygusal olarak ulaşamayabilir. Hatta bazen sürekli yan yana olmak, birbirine yakın olmayı daha da zorlaştırabilir. Geçici yaşam alanlarında mahremiyetin azalması, çiftlerin yalnız kalabilecekleri, konuşabilecekleri ya da yalnızca birbirleriyle temas edebilecekleri alanları daraltabilir. Aynı odada çocuklar, aile üyeleri ya da başkaları varken çiftin birbirine ait küçük alanı giderek küçülebilir. Böylece fiziksel mesafe ortadan kalkarken, ilişkisel mesafe büyüyebilir.

Aynı odada iki ayrı telefon. Aynı yatakta iki ayrı sessizlik. Aynı sofrada iki ayrı dünya. Bazen insanın eşine yakınlaşabilmesi için önce başkalarından uzaklaşabileceği bir yere ihtiyacı vardır. Mahremiyet yalnızca cinselliğin değil; konuşmanın, susmanın, dokunmanın, tartışmanın, barışmanın ve yalnızca “biz” olabilmenin de koşuludur. Travma sonrasında kişinin içine çekilmesi, sürekli tetikte olması, öfkesinin artması ya da duygusal olarak uyuşması partner tarafından “benden uzaklaşıyor” şeklinde algılanabilir. Diğer partner de kendi yükünü taşıyordur.

Böylece bir döngü oluşabilir: Biri yaklaşır. Diğeri geri çekilir. Biri daha fazla yaklaşır. Diğeri daha fazla uzaklaşır. Sonunda ikisi de aynı şeyi hisseder: “Artık beni anlamıyor.” Oysa bazen mesele sevgisizlik değil, iki kişinin de aynı anda kendi acısıyla mücadele ediyor olmasıdır. Afetlerden sonra sık duyulan cümlelerden biridir: “Sen değiştin.” Peki afet sonrasında değişen yalnızca bireyler midir, yoksa ilişkinin kendisi de yeni bir biçim mi arar?

Eskiden gelecekle ilgili konuşan kişi artık yalnızca bugünü düşünüyor olabilir. Eskiden sosyal olan kişi içine kapanabilir. Eskiden sakin olan kişi daha öfkeli olabilir. Eskiden cinselliğe önem veren kişi artık temasa ihtiyaç duymayabilir. Bunların bazıları travmanın etkileri olabilir; bazıları ise kişinin hayata, geleceğe ve önceliklerine dair gerçekten değişen ihtiyaçlarını yansıtabilir. Ancak değişen yalnızca birey değildir. İki insan değiştiğinde, aralarındaki ilişki de değişir.

Birinin geri çekilmesi diğerinin daha fazla yaklaşmasına, diğerinin yaklaşması ise ilk kişinin daha fazla uzaklaşmasına yol açabilir. Böylece ilişki döngüsü yeni koşullar içinde farklı bir biçim alabilir. Bu nedenle mesele yalnızca “Eşim neden değişti?” değildir. Belki daha önemli soru şudur: “Biz değiştikçe ilişkimiz nasıl bir hâl aldı?” İlişkinin sürdürülebilirliği, eski hâli geri getirmeye çalışmaktan çok, değişen iki insanın birbirleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden anlamlandırabilmesine bağlı olabilir.

İyi Günde, Kötü Günde 

Evlilik yeminlerindeki “iyi günde ve kötü günde” ifadesi, birlikte yaşamın yalnızca kolay zamanları değil, zorlayıcı dönemleri de paylaşmayı içerir. Afet sonrasında ise bu söz gündelik hayatın somut sorularıyla karşılaşır: Kim çalışacak? Kim çocuklarla ilgilenecek? Kim evin düzenini sürdürecek? Kim daha fazla sorumluluk alacak? Kim kendi yasını yaşarken diğerinin yanında olacak? Geçici yaşam alanlarında bu sorular daha da görünür hâle gelebilir. Çünkü alışılmış yaşam düzeni değişmiş, kaynaklar azalmış, özel alan daralmış ve çiftlerin birbirinden beklediği destek biçimleri yeniden şekillenmiştir.

Bazen birinin diğerinden daha fazla taşıması gerekir. Bazen roller değişir. Bazen de iki kişi aynı anda o kadar yorulur ki birbirlerine verebilecekleri destek azalır. Böyle zamanlarda ilişki, yalnızca duygusal yakınlığın değil, hayatın yükünün nasıl paylaşıldığının da alanına dönüşür. Belki “iyi günde, kötü günde” birlikte olmak; her koşulda güçlü kalmak değil, iki kişinin de zorlandığı zamanlarda ilişkinin kendisine nasıl alan açılacağını bulabilmektir.

Bazı Sorular Ertelenemez

Afet sonrası boşanmalardan söz ederken dikkatli olmak gerekir. “Deprem evlilikleri bitirdi.” demek kolaydır. Ama gerçek bundan daha karmaşıktır. Hatay’dan Eskişehir’e göç eden depremzedelerle yapılan nitel bir çalışmada, katılımcılar deprem sonrasında ekonomik ve psikolojik baskıların çiftler arasındaki anlaşmazlıkları artırdığını; bazı durumlarda deprem öncesindeki sorunların daha görünür hâle geldiğini ve bunun boşanma kararlarıyla ilişkili olduğunu ifade etmiştir. Bu önemli bir ayrım. Belki de afet bazı evlilikleri “bitirmedi”. Belki afet, bazı ilişkilerde uzun zamandır var olan ama ertelenen soruları görünür hâle getirdi. Çünkü olağan yaşamın içinde ertelenebilen meseleler, olağanüstü koşullarda ertelenemez hâle gelebilir. Bu nedenle ayrılığı yalnızca ilişkinin başarısızlığı olarak görmek de, birlikte kalmayı otomatik olarak ilişkinin başarısı saymak da doğru olmayabilir.

Aşk Mümkün mü Hâlâ? 

Afet sonrasında hayatta kalmak bir süreliğine hayatın kendisinin önüne geçer. Fatura. Konteyner. Çocuk. İş. Taşınma. Sağlık. Evraklar. Yeni bir ev. Yeni bir şehir. Ve bütün bunların arasında aşk nereye sığar? Oysa insan yalnızca hayatta kalmak için yaşamaz. Bir noktada yeniden müzik dinlemek, gülmek, bir yere gitmek, birinin elini tutmak ve yeniden yakınlık kurmak ister. Doğal afetlerin çift ilişkileri üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar, afet sonrasında ilişkinin her zaman yalnızca kötüleşmediğini göstermektedir.

Bazı çiftlerde başlangıçta yakınlaşma görülebilirken, zaman içerisinde yeni stres kaynakları ilişkinin yeniden sınanmasına yol açabilmektedir. Dolayısıyla afetin ilişki üzerindeki etkisini tek bir kelimeyle açıklamak mümkün değildir. Ne yalnızca “yakınlaştırır”, ne de yalnızca “ayırır.” İlişkinin nasıl etkileneceği; çiftin sahip olduğu kaynaklara, yaşanan stresin niteliğine, sosyal çevreye, ekonomik koşullara ve iki kişinin birbirine nasıl eşlik ettiğine bağlı olarak değişebilir.

Birbirine Yeniden Yer Açmak 

Belki de afet sonrası bir ilişkinin en önemli ihtiyacı, eski hâline dönmek değildir. Çünkü bazı şeyler eski hâline dönmeyecektir. Ev değişmiştir. Şehir değişmiştir. Beden değişmiştir. İnsan değişmiştir. Gelecek tasarımı değişmiştir. O hâlde ilişkinin de değişmesine izin vermek gerekir. Belki “eskisi gibi olmak” yerine “yeniden olmak” mümkündür. Birlikte yeni bir kahvaltı alışkanlığı edinmek. Yeni yaşam alanında yalnızca ikisine ait küçük bir köşe yaratmak. Çocuğun yanında değil, yalnızca ikisinin olduğu kısa bir zaman yaratmak.

Birbirine gerçekten “Bugün nasılsın?” diye sormak. Dokunmadan önce izin istemek. Sarılmak istemeyene kızmamak. Cinselliği bir görev olmaktan çıkarmak. Ve belki en önemlisi, partnerimizin bütün acımızı iyileştirmesini beklememek. Sevgi terapi değildir. Eş terapist değildir. İlişki travmanın tedavisi değildir. Ama iyi bir ilişki, insanın travmayla baş ederken kendisini tamamen yalnız hissetmemesini sağlayabilir.

Aynı Yastıkta Yas’lanmak ve Toplumsal Cinsiyet Temelli Çözümleme:

“Aynı yastıkta kocamak”, uzun zamandır birlikte yaşlanmanın ve hayatı birlikte sürdürmenin ifadesi. Ama büyük kayıplardan sonra aynı yastık başka bir anlam kazanabilir. Artık mesele yalnızca birlikte yaşlanmak değildir. Birlikte yas tutabilmek. Ama birbirinin yasını taşımaya çalışmadan. Birbirine tutunmak. Ama birbirinin bütün ağırlığını üstlenmeden. Yakınlaşmak. Ama yakınlığı bir zorunluluğa dönüştürmeden. Birlikte kalmak. Ama kalmayı her koşulda erdem saymadan.

Belki afet sonrası çift ilişkilerinin asıl sorusu “Aşkımız eskisi gibi olacak mı?” değildir. Daha zor, ama daha gerçek bir soru vardır: “Artık eskisi gibi değilsek, birbirimizi olduğumuz hâlimizle sevebilir miyiz?” Çünkü bazı ilişkiler kayıpların ardından yeniden kurulur. Bazıları dönüşür. Bazıları biter. Bazıları ise sessizce devam eder; ama artık aynı ilişki değildir. Ve belki bütün bunların içinde yas’lanmak, bir başkasının acısını sırtlanmak değil; yan yana durabilecek kadar birbirine yer açmaktır. Aynı yastıkta. Aynı hayatın içinde. Ama iki ayrı insan olarak. Yas’lanarak.  

Kaynakça:

Bakır, A., & Doğan, T. (2026). In good days, in “disaster” days: Grounded theory of couple dynamics post-2023 Türkiye earthquake. Family Relations, 75(2), 1490–1513. https://doi.org/10.1111/fare.70114

Boddy, J., Harris, C., O’Leary, P., Hohenhaus, M., Bond, C., Panagiotaros, C., & Holdsworth, L. (2024). Intersections of intimate partner violence and natural disasters: A systematic review of the quantitative evidence. Trauma, Violence, & Abuse, 25(4), 3131–3148.

Falconier, M. K., Jackson, J. B., Hilpert, P., & Bodenmann, G. (2015). Dyadic coping and relationship satisfaction: A meta-analysis. Clinical Psychology Review, 42, 28–46.

Rusu, P. P., Hilpert, P., & Bodenmann, G. (2020). Stress, dyadic coping, and relationship satisfaction: A longitudinal study disentangling timely stable from yearly fluctuations. PLOS ONE, 15(4), e0231078.

UNDP. (2024). One year after Türkiye’s earthquakes, recovery takes many forms. United Nations Development Programme.

UNFPA. (2023). Türkiye Earthquake Situation Report #6. United Nations Population Fund.

UNFPA. (2024). Türkiye Earthquake Response – Situation Report, 5 February 2024. United Nations Population Fund.

The Effect of 2023 Maraş and Hatay Earthquakes on Family Structure (The Case of Hatay). (2024). Mustafa Kemal University AVESİS.

​Vandello, J. A., & Bosson, J. K. (2013). Hard-won and easily lost: A review and synthesis of theory and research on precarious manhood. Psychology of Men & Masculinity, 14(2), 101–113. https://doi.org/10.1037/a0029826

Aynı Yastıkta Yas’lanmak: Afet sonrası çift ilişkileri
Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bu web sitesini kullanarak Veri Koruma Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Daha fazla oku

Psikopolitik Dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin